PAYLAŞIMDA TEK ADRES


Forumdan Yararlanmak için üye olunuz.Üye olmak veya Giriş yapmak için aşağıdaki butonları kullanabilirsiniz.






AVŞAR KİMLERDİR VE TARİHİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

AVŞAR KİMLERDİR VE TARİHİ

Mesaj tarafından sonsuzluk38 Bir Cuma Nis. 16, 2010 7:44 am

Afşar Boyu


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Avşar boyu Oğuz Kağan
Destanı'na göre Oğuz Türklerinin 24 boyundan biridir. Bu boyların
Bozoklar kolundan (sağ kolundan) Oğuz Kağan'ın oğlu Yıldız Han'ın dört
oğlundan en büyüğü olan Avşar'ın soyundan gelir.

Avşar Adının Anlamı

Avşar boyunun adı Kaşgarlı Mahmut (XI. yy) ve Fahrettin Mübarek
Şah (XIII yy) listelerinde Afşar; Reşidüddin (XIV. yy başı) ile ona
dayanan Yazıcı-oğlu (XV. yy) ve Ebulgazi Bahadır Han (XVII. YY)
listelerinde Avşar olarak geçer. Moğol istilasından önceki
Vakayinamelerde de Avşar şeklinde rastlamak mümkündür. XIV ve XVII. Yy
’larda Anadolu’da her ikisi de gö-rülmekle beraber Avşar adı daha çok
yaygındır ve telâffuz şekli zamanımız-da ülkenin her yerinde Afşar’ın
yerini almıştır. Buna karşılık XVI. Yy ’dan beri İran kaynaklarında
Afşar şeklinde yazılır ve halen de bu boya mensup oymak ve köylülerce
Afşar olarak söylenir. Kaşgarlı Mahmut kabile olarak diğer Oğuz
boyları ile birlikte 6. sı-rada Afşar olarak bahseder. Reşidüddin’e göre
Avşar, hükümdar çıkarmış 5 boydan (diğerleri Kayı, Yazır, Bey dili,
Eymür. Bunlardan sadece Eymür Üç-Ok’lardandır) birisidir. Manası ise
“çevik ve vahşi hayvan avına heves-li”dir. Yazıcı oğlu Ali’de “cüst-ü
çalak ve ava, canavara ve kuşa hevesli” manasını vermektedir. Ebulgazi
Bahadır Han’da manasını “işini ıldam (çabuk) işleyici” olarak verir.
Çağdaş bilginlerden Wambery ise Avşar adına bir yerde “toplayıcı”
diğer bir yerde ise “zaptiye neferi, mübaşir” manasını vermektedir. G.
Nemeth’de Avşar’ın “Avş” fiilinden geldiğini bunun da Kırım-Kazak
Türk-çe’sinde “müsaade etmek ve itaat etmek” manasına geldiğini,
dolayısıyla Afşar’ın “itaatli” manasında olduğunu söylemektedir. Zeki
Velidi Togan’da Avşar’ın “Avcı + er” den geldiğini söylemekte,
Tomaschek’in “avş=kam” demek olduğunu ve bunun mümkün olamayacağını
belirtmektedir. Z. B. Muhammedovan’a göre “avşarmak, avşarılmak”
sözleri kibirli olmak ve kibirlenmek anlamındadır. Azeri lehçesinde
“avşar” süt, “avşarmak” sağmak, Seyhan ağızlarında ise “yetenekli”
manasında kulla-nılmaktadır. Ancak Avşar sözünde “ava hevesli”
manasından başlarsak, kelime-nin kökünü “Av” sözünde aramak lazımdır.
Buna göre av kökünden ( - ş - ar ) ekleri ile meydana gelmiş olması
gerekir. Biz böylece Avşar’ın “av” isminden geldiğini kabul etmiş
oluyoruz ki, söyleyiş ve anlama bu yönde-dir. Burada bir hususu
belirtmekte fayda vardır. Eski Türkçe’de (f,v) sesleri yoktu ve Türkçe
kökenli kelimelerde bu sesler (p,b) sesleriyle karşı-lanıyordu.
(eb-ev, bermek-vermek, bar-var, öpke-öfke vb..) Bu sebeple Afşar/Avşar
adı gerçekte Abşar/Apşar şeklinde olmalıdır. Avşar adının kay-nağı
olan (av) sözünün aslı da (ab/ap) olmalı. Aparmak fiilinin anlamı da
bu görüşü desteklemektedir. Bu açıdan bakınca Afşar ismine ilk defa
M.Ö. 500’lü yıllarda rast-lanmaktadır. Artvin’in Hopa İlçesi’nin
yerinde bulunan kasaba ve yakının-daki ırmak bu dönem yazarlarınca
Absaros diye tanıtılmıştır. M.Ö. 508-500 yıllarında kitabını yazan
Skylax buradaki kasaba ve ırmağı Apsaros, M.S. 79’da ölen Plinius
Absarus, M.S. 131’de bölgeyi gezen Arrianos Apsaros diye tanıtır.
Yunanca’da (c,ç,ş) sesleri olmadığından dolayı ve tekil belirten “os”
son ekini çıkarınca bu kelimenin en eskiden Apşar diye söylenen Boz ok
kolu Avşar olduğunu anlıyoruz. Aynı yıllarda çevre yer isimleri
arasında Karkın’et (Karkın boyu), Azgur (Yazgur=Yazır boyu), Tumanis
(Tuman=Duman), Kalarç’et (Kalaç=Halaç boyu), Paçan’k (Peçenek boyu) gibi
yer adlarının bulunması dikkat çekicidir. Görüldüğü üzere Avşar
adının manası hakkında çeşitli görüş ve a-çıklamalar var. Anadolu halk
ağzında ise Avşar kelimesi değişik anlamlarda kullanılıyor.

Afşar : 1. Bir şeyin zıddı, aksi (Eskipazar - Çankırı).
2. Çabuk iş gören, çevik (Lice, Hani – Diyarbakır, Sivas, Ereğli,
Ilgın, Haremi Yörükleri ve Aziziye – Konya). Afşarı / Afşar : Bel
bıçağı, kama, ucu sivri bıçak (Iğdır köyleri). Afşarsız : Gelişigüzel
(Bahçeli, Bor - Niğde). Avşar : 1. Cuma günü (Çaltı-Gelendost -
Isparta). 2. Bir Oğuz Bo-yu (Pınarbaşı - Kayseri; Kadirli, Kozan,
Saimbeyli - Adana). 3. Süvari jan-darma (Bereketli, Tavas - Denizli,
Artova, Dodurga, Zile, Çamlıbel ve köy-leri - Tokat, Çakırlar -
Konya). 4. Hamarat, becerikli (Cebelibereket - Ada-na, Gavurdağı -
Gaziantep). 5. Yular (Gemlik - Bursa). 6. Pekmezin piş-meden önce
şiddetle kaynaması (Konya). 7. Tarhana yaparken pişirilen soğan, biber
ve yoğurt karışımı (Eşme civarı - Uşak). Avşara gelmemek : Memeli
hayvanın sağımı güç olmak (Kars ve çevresi). Avşarlan(dır)mak /
Avşarlamak : Kızdırmak, işi büyütmek, hid-detlenmek (Elmalı –
Antalya). Avşar sağmak : Koyunu Avşar usulü sağmak (Kars ve çevresi).
Oyşar : İri hayvan memesi (İrişli-Bayburt, Selim ve Sarıkamış - Kars).
Oyşarramak : Hayvanı hızlı hızlı ara vermeden sağma (İrişli-Bayburt,
Selim ve Sarıkamış - Kars).

Bunun yanında günümüzde Çuvaş Türkleri arasında “Yapşar”
şek-linde bir kelime vardır ki; bu Avşar ile aynıdır. Başına bir “y”
harfi eklendiği görülen kelimenin manası da “eli açık ve cömert”tir.
Kazak Türkçe’sinde de Apsar kelimesi vardır ve anlamı “biraz
delimsi,delice,atak”tır.

(Bu bölüm Adnan Menderes KAYA'nın Avşar Türkmenleri kitabından
alınmıştır)

Avşar Boyunun Tarihi Avşarlar, Orta Asyada iken, Dede Korkut
destanlarında Oğuzeli diye geçen Sir-Derya bölgesinde yaşamışlardı.
Büyük göç ile birlikte Huzistan, Horasan yoluyla, bir grup da Irak,
Suriye yoluyla Anadolu'ya gelmişler, bu arada İran, Irak Suriye,
Afganistan ve Azerbaycan'a da yayılmışlardır. Avşarlar, Oğuz'un öteki
torunları Kınıklar ve Kayılar gibi devlet kurmuş, büyük hükümdarlar ve
sülaleler yetiştirmişlerdir. Karamanoğulları, Akkoyunlular,
Aksungurlular, Özeroğulları, Sırkıntıoğulları, Karsantıoğulları, Küçük
Ali Oğulları ve Kozanoğulları gibi, Avşarlardan kurulu, ya da onların
güçlü desteği ile yaşamış sülaleler de bulunmaktadır.

İslamiyet'in kabulü ile birlikte özellikle Gazneli Mahmut
zamanında Oğuzlar'a Türkmen denmeye başlanmıştır. Türkmen, müslüman olan
göçebe Oğuzlar'ın ikinci adıdır.

Malazgirt Savaşı'ndan sonra, Anadolu’ya Türkmenlerle beraber göç
eden Avşarlar, Anadolu Selçuklu Devleti’nin uç bölgelerine
yerleştirilmişlerdi. Genel olarak, Anadolu’da yerleşim yerleri
arasında Avşar adı, Kayılardan sonra ikinci sırada gelmektedir. Bu yer
adları, Avşarların, Anadolu coğrafyasının fetih ve iskanında Kayılar
ve Kınıklar gibi birinci derecede rol oynadıklarını göstermektedir.

Avşarlar Türk tarihinin farklı aşamalarında kendilerinden söz
ettirmişlerdir. Bu aşamalar aşağıdaki maddelerde toplanabilir.

Büyük Selçuklu Devleti'nin bölünerek zayıflamasından sonra, 12.
yüzyılın ilk yarısında bir süre bağımsız, bir süre de Irak
Selçuklularına bağlı şekilde sürdürdükleri beylik.
Büyük Selçuklu Devleti'nin kuruluşundan önce, diğer
Oğuz boyları ile beraber Avşarlar da Kıpçak Çölünde yaşarlardı.
1135-1136 yıllarında, reisleri Arslanoğlu Yakup Bey kumandasında
güneye inerek Huzistan’a yerleştiler. Yakup Bey’den sonra Avşarların
başına Küşdoğanoğlu Aydoğdu geçti. Şumla lakabıyla anılan bu bey,
Büyük Selçuklu Devleti’nin zayıflamasından faydalanarak, Huzistan’da
Selçuklu hakimiyetine son verdi ise de, 1159’da Irak Selçuklu Devleti
sultanı Melikşah gelerek tekrar Huzistan’a hakim oldu. Bu devrede,
Şumla da Melikşah’ın hizmetine girdi. 1194 yılında, Abbasi halifesi
En-Nasır li-Dinillah, veziri İbn-ül-Kassab kumandasında Huzistan
bölgesine bir ordu gönderdi. İbn-ül-Kassab, Huzistan’ın başşehri
Tuster’i ve birçok kaleleri zaptettikten sonra, Şumla’nın ailesini ve
çocuklarını toplayıp Bağdat’a götürdü. Böylece Huzistan’daki, Avşar
Şumla ve oğullarının hakimiyeti sona erip, ülke, halifenin
topraklarına katıldı.

Çeşitli kaynaklar, Karamanoğulları Beyliğini kuran ailenin, Avşar
boyuna mensup olduğu belirtmektedir.
Germiyanoğulları Beyliği Avşar boyundandır.
İran tarihi ve dolaylı şekilde de Osmanlı tarihi üzerinde önemli rol
oynayan Avşarlar ise Anadolu’ya 13. yüzyılda göç edenlerdir.
Bu ikinci göç hareketi sırasında Anadolu’ya gelen
Avşarların bir bölümü, daha sonra Akkoyunlu Devleti'nin kuzeybatı
İran’ı ele geçirmesi üzerine, Mansur Bey önderliğinde İran’a giderek
Huzistan’a yerleşmiştir. Anadolu’da kalanlar ise; daha çok Malatya ve
Doğu Anadolu’da bulunuyorlardı.

Kalanlardan büyük bir bölümü, Osmanlı Devleti ile Anadolu
Türklüğü arasında büyük bir mücadeleye ve Türklerin Anadolu'dan kısmi
bir tersine göç hareketine sahne olan ve 16. yüzyılın başlarında yine
İran’a göçerek Urmiye’den Herat’a kadar olan geniş bir bölgede
yerleşmişlerdir. Safevi hükümdarı I. Şah İsmail bu Avşarları özellikle
Horasan sınırını korumakla görevlendirmiştir. Daha sonra, 1736'da Nadir
Şah bu Avşar boyları ile Afşarlar hanedanını kurmuştur.

İran Afşarları; Mansur Bey Afşarları, İmanlu Afşarları, Alplu
Afşarları, Usalu Afşarları, Eberlu Afşarları olmak üzere, başlıca beş
büyük obaya ayrılmaktaydı.

Safeviler'in zayıfladığı bir dönemde, Afşarların lideri Nadir;
Afşar, Celayir ve diğer Türkmenleri etrafında toplamış ve Şah II.
Tahmasp’ın hizmetine girmiştir. İran topraklarından Afganları çıkarınca,
nüfuzu artmış, II. Tahmasp’ı tahttan indirerek yerine III. Abbas’ı
şah yapmiştır. Kendisini de saltanat vekilliğine getirmiştir. 1736’da
da kendi şahlığını ilan etmiştir. 1737’de Hindistan seferine çıkarak
Delhi’ye kadar ilerlemiştir. Bir suikasttan sonra, idareyi
sertleştiren Nadir Şah, Afşar ve Kaçar Beyleri tarafından
öldürülmüştür. Horasan’ı yöneten torunu Şahruh’un ölümünden sonra,
İran'da Avşar egemenliği sona ermiştir.

İran Afşarları, günümüzde, Urmiye gölünün kuzey batısında
Hemedan, Kirmanşah, Nişabur, Kerman’ın güneyinde dağınık halde
yaşamaktadırlar.

Avşarlar, nihayet, 18. yüzyıl ve 19. yüzyılda ve özellikle
Anadolu'nun güney bölgelerinde Bozdoğan, Melemenci, Sırkıntı, Kırıntı,
Karsantı, Cerit gibi Türkmen boylarıylaOsmanlı Devleti'nin iskan
politikasına karşı Dadaloğlu tarafından ölümsüzleştirilmiş direnişleri
ile de kendilerinden söz ettirmişlerdir.

Anadolu Avşarları'nı iki gruba ayırmak mümkündür. Birinci grup,
Selçuklular zamanından itibaren Anadolu'nun çeşitli illerine dağılmış,
çok eskiden yerleşik hayata geçmiş olan gruptur. Germiyanoğlulları,
Karamanoğulları gibi.

İkinci grup ise, 1865 yılına kadar, güney Anadolu'da göçebe hayat
sürmekte iken, bu tarihten sonra yerleşik hayata geçen Avşarlardır.

Türklerin tarihi coğrafyası içinde pek çok yer bu ismi
taşımaktadır. Ayrıca yaygın bir soyadı olarak günümüze kadar gelmiştir.
Günümüzde yerleşik olmalarına rağmen, bir kısmı, adetlerini halen
devam ettirmektedirler. Bugün Kayseri’nin Sarız ve Pınarbaşı
ilçelerine bağlı çok sayıda köy ile, Pınarbaşı'nın Pazarören beldesi
ve bu belde çevresindeki köylerinden pek çoğu, Kayseri ilçesi ve
Tomarza’nın Toklar beldesi çevresindeki köylerin yarıdan fazlasında
Avşarlar yaşamaktadır. Ayrıca Adana’ya bağlı Mağara ilçesi köylerinden
Ayvad ve Ağdaşalanı köyleri de, Avşarlar tarafından iskân edildiği
gibi, Çukurova’da mevcut bazı Avşar köylerinden başka, Kastamonu, Bolu,
Muğla, Denizli, Isparta ve Antalya, Çorum ( Örn. Çorum ili Kargı
ilçesi Avşar Köyü ) yörelerinde pek çok Avşar köy adına rastlanır.

Kısacası araştırmalara göre analizlere göre bizim kökenimiz
avşardır


En son sonsuzluk38 tarafından Ptsi Haz. 07, 2010 7:37 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

██████████████████████████████████████████████████████████████████

avatar
sonsuzluk38
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 593
Kayıt tarihi : 13/05/09
Yaş : 46

puan
yeni oyun yeni oyun:
100/100  (100/100)
puan puan:
30/30  (30/30)
oyun zar atmaca: 30

http://turkforumtr.turkforumpro.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: AVŞAR KİMLERDİR VE TARİHİ

Mesaj tarafından sonsuzluk38 Bir Cuma Nis. 16, 2010 11:18 am

Kayseri Avşarlarının Tarihi
Bu bölüm altında incelenen Avşarlar, Kuzey Suriye Avşarlarından olup
yazın Uzunyayla'ya çıkan ve kışları önce Suriye'de sonra Çukurova'da
geçiren müstakil Avşar Oymağının mensuplarıdır (Bilindiği gibi bu
bölgede Köpekli, Gündüzlü ve Beylikli Avşarları da yaşıyordu). Bu
Avşarlar uzun uğraşlardan sonra çoğunlukla Kayseri ve çevresine iskan
olmuşlardır. An-cak Kayseri ve civarında Avşarların daha önce
yerleşmedikleri ve etkin olmadıkları gibi bir yanılgıya düşülmemelidir.
Aksine Kayseri ve çevresinde öteden beri güçlü bir Avşar varlığı duyula
gelmiştir. Bu konuya kısaca te-mas edelim.

14. Yy'ın sonlarına doğru Sivas ve Kayseri bölgesinde egemen olan Kadı
Burhanettin'in damadı Avşar boyundan olan Burhanettin idi. Burhanettin, o
dönemde Osmanlı'yı bir savaşta yener ve Timur'a da karşı çıkar. Bu
hadiselere bakarak Avşarların bölgede önemli bir güç oldukla-rına ve üst
düzey görevlere getirildiklerine hükmedebiliriz. Dolayısıyla
Av-şarlardan bazılarının daha o zamanlar göçebeliği terk ederek Kayseri
ve civarında yerleşik hayata geçmiş olmaları gerekir. Nitekim 16. Yy ve
sonra-sında Osmanlı sicillerinde Kayseri mahalleleri arasında bazı Avşar
obalarına ait isimlere rastlanmaktadır (Hacı İvaz, Salmanlı gibi).
Diğer taraftan, Evli-ya Çelebi, Kayseri ile ilgili bilgi verirken halkın
bir kısmının "bre, hadi bre, yürü bre" şeklinde konuştuğunu bildirir ki
günümüzde bile bu tip konuşma Avşarlara has bir söyleyiştir. Bu da
Kayseri halkı arasında Avşar asıllıların varlığını bize göstermektedir.

17. Yy ve sonrasında da bölge ve özellikle Erciyes Dağı, Ali Dağı ve
Talas ilçesi Avşarların bulunduğu, sürülerini otlattığı yerlerdi. Bu
husus Karacaoğlan'ın bir şiirinde de geçer.

Ali Dağı, Erciyes'in eteği

Yiğitler yatağı, sümbül biteği

Yüce tepelerin Avşar yatağı

Burcu burcu kokar gülün Erciyes

Erciyes Dağı ve çevresi, sonraki asırlarda da kimi Avşar obalarına
yurtluk olmuştur. Bu civarlarda Avşar baskısı uzun sürmüştür. Sözgelimi,
şimdi ilçe olan Hacılar, eskiden ovada kurulu idi. Hacılar halkı 1726
yılında Avşar baskınları sonucu Dört Kuyular mevkiini bırakıp şimdiki
yerine yerle-şerek sırtını dağa vermiş ve böylece baskınlardan
kurtulmuştu. Bugün bile Kayseri'de "Ne kaçıyorsun arkandan Avşar atlısı
mı geliyor" sözü hala söylenir.

Ayrıca 1831 yılında yapılan ilk nüfus sayımında Kayseri köylerinde
sülale adlarından yola çıkarak yaptığımız incelemede Kayseri'nin merkez
köylerinde de kimi Avşar obalarının yerleştiğini tespit etmiş
bulu-nuyoruz. Ancak bu Afşarlar köylere dağınık halde yerleştikleri için
azınlıkta kalmışlar, oba isimlerini muhafaza etmelerine rağmen ana boy
adını unut-tukları için Avşar olduklarını unutmuşlardır. Bunların
köylerdeki nüfusları değişiklik arz etmektedir. Kimi köylerde birkaç
hane iken (Yağmurbey, Yazır, Argıncık, Hasanarpa, Havran gibi) bazı
köylerde hatırı sayılır bir nü-fusları vardır (Kızık, Mardin gibi). Bazı
obalar sadece bir iki köyde ve az oldukları halde (Muncusun'da
Taşlıoğlu, Zirve ve Obruk'ta Vezirli, Gesi, Kızık ve Virancık'ta Köse
Ahmetli gibi) bazıları bir çok köyde bazen fazlaca görülüyor (Recepli,
Mahmudoğlu, Sofular, Halloğlu, Köseli gibi). Diğer bir husus köylerde
bazen birden çok Afşar obası bulunurken (Erkilet, Gesi, Bürüngüz, Kızık
gibi) kimi köylerde de özellikle bir obanın yerleştiğini görü-yoruz.
(Höbek'te sadece Köseliler, Obruk'ta sadece Veziroğlu, Germir'de sadece
Ali Ağalar gibi).

Avşarların Kayseri'deki varlığı bununla sınırlı değil. Bir çok Avşar
obası farklı zamanlarda yöreye gelerek faaliyette bulunmuş ve iskan
ol-muştur. Bu obalar şunlardır. Afşar-lı (-Türkmeni, -Yörüğü) Akçaali,
Alembeyli, Alişarlı, Bahrili, Beydenizli, Bostancı, Civanşir, Çöplü,
Deliler, Dodurlu, Gökçe, Hacı Mustafalı, Hacı İvazlı, Herekli, Hobalı,
Hüseyin Hacılı, İmam Kulu, İmanlı, İsalı (-Hacılı), Kara, Karabudak,
Karamanlı, Karasu, Karaşeyhli, Kozanlı, Köçekli, Köseli, Mahmudoğlu,
Musacalı (-Kürdü), Mutuklu, Paşalı, Recepli, Sarıfakılı, Sarısintli,
Saruhanlı, Selmanlı (Süley-manlı), Silsüpür, Söylemez, Şerefli, Taşoğlu,
Tecirli, Tirkeşin, Torun, Yahşi-hanlı.

Ancak bu Avşarların önemli bir kısmı önceden yerleşik hayata geçtikleri
ve oba isimlerini muhafaza edip ana boy adını unuttukları, hatta çoğu
zaman oba adlarını bile terk ettikleri için Avşar olduklarını
bilmemek-tedirler. Üstelik bu durum Avşar obalarının takibini de
güçleştirmektedir. Oba adını muhafaza edebilenleri zor da olsa günümüzde
araştırarak ortaya çıkarabiliyoruz. Bir örnek vermek gerekirse, Sis
Avşarlarından olan Paşalı-lar, henüz 16. Yy'da Kayseri'ye göç ederek
merkeze bağlı köylere yerleş-mişlerdi. Bu köyler Eyimli ve Yüreğil olup
halen Paşalı adını sürdürmekte-dirler.

1722-23 yıllarında Suriye'nin Avşar Bucağı bölgesinden gelen Avşarlar,
Sarıoğlan civarında yerleşmişler ve günümüze kadar varlıklarını
korumuşlardır. 7 Bucak Avşarı denilen bu köyler, Burunören, İğdeli,
Kale, Karpınar, Körkuyu ve Yelliburun olmak üzere 6 köydür. Bir köyün
nerede olduğu bilinmiyor. Bir ihtimal bu köy hemen yakınlarındaki
Ebülhayır köyü-dür. Çünkü bölgede Ebülhayır'dan başka Bucak Avşarları
gibi Halep ve çev-resinden gelen başka köy yoktur. Körkuyu ve Yelliburun
birleşerek günü-müzde Yerlikuyu adını almıştır. Yine Sarıoğlan'ın
Sofumahmut köyü de aslen Avşar olup Mahmutoğlu (diğer adı Sofular)
obasındandır. Bunlar, Avşar olduklarını bildikleri halde bizim diğer
Avşar köylüleri tarafından bi-linmezler. Çünkü klasik ve yanlış bir
anlayışla Avşarlar yalnız Pınarbaşı, Sarız ve Tomarza'da yaşarlar.

Yahyalı'da da Avşarların yerleştiğini görüyoruz. Nitekim Yahyalı'da
dokunmuş bir kilimin Avşarlar tarafından dokunduğu tespit edilmiştir.
Ancak malum olduğu üzere günümüzde Yahyalı'da Avşar olduğu bilinmez ve
kabul edilmez.

Bünyan ilçesi de Avşarların faaliyette bulunduğu bir yerdi. Bilindiği
gibi Avşarların yerleşim yerlerinden biri olan Zamantı kazası
Bünyan'dadır. Günümüzde ilçe merkezinde henüz 16. Yy'da yerleşmiş olan
Karamanlı Avşarları ile Vezirli obası ve Mantıcıoğulları sülalesi
yaşamaktadır. Vezirli obası Yünören ve Kösehacılı köylerinde de
bulunuyorlar. Cevanşirler de Karacaören köyündedirler. Bunun yanında
Girveli, Taçın ve Dağardı Av-şar'dır. Bürüngüz köyünde de Recepliler
bulunuyor.

Develi'de ise Avşar obaları yoğun olarak yerleşti. Sindel Avşarı
Sindelhöyük, Köseli Avşarı Köseler, Hacı İvaz Avşarı ise Ayvazhacı
köyünü kurdu. Cevanşirler Millidere, Kozanlılar da kısmen Çöten'de
yaşamakta-dır. Ayrıca Saraycık ta bir Avşar köyüdür. Deliler ve Hacı
Mustafalıların uzun süre Develi'de etkinlik gösterdiklerini ve
yerleştiklerini biliyoruz.

İncesu'da Avşarların yoğun olduğu bir bölgeydi. Hacı İvazlıların İncesu
taraflarından gelip Kayseri merkeze yerleştiklerini biliyoruz. Garip-Şah
Avşarı Garipçe köyünü kurarken, Receplilerden bir kısmı Sarıkürklü
köyüne yerleşti. Tecirli Avşarı ise Viranşehir'de iskan oldu. Sivas'tan
gelen Avşarlar ise az miktarda Süksün'de yaşıyorlar.

Yeşilhisar ilçesinde Avşarlar, kısmen Doğanlı (Niğde merkeze bağlı
Gölcük kasabasından gelmeler. Bunlar Gölcük'te hala Avşar adını
yaşatıyor-lar) ve Sindel obasının kurduğu Sindel (Kovalı) köyündedir.

Tomarza'da Maraş'tan gelenlerin kurduğu köyler İmanlı Avşarından
olmalıdır. Avşar olduklarını bilmeyen bu köylülerin Aksaray'da bulunan
akrabaları orada Avşar olarak tanınıyorlar. Bu köyler Trafşın (yeni adı
İncili. Afşın'a bağlı Telafşın köyünden gelme), Köpekli (yeni adı
Turanlı. Köpekli köyü buraya Çörümşek'ten gelmiştir ki Maraş
defterlerinde Çörümşek nahi-yesinde diğer adı Girgin olan Köpekli adında
bir köy vardır. Bu köye ait bir ferman elimizde mevcuttur), Mardin
(yeni adı Ekinci. Göksun'un Tecirli aşiretine mensup Yeniyapan köylüleri
köylerinde yaşayan Avşarların göç ederek Mardin'e gittiklerini
söylüyorlardı. Bu Avşarların adları, Kıllılar, Apıklar, Sarıoğlanlar ve
Sarıarslanlar idi.), Gülveren ve Karaören'dir. Ayrıca Çiraz köyünde az
miktarda İmamkulu köyünden gelen Avşarlar var.

Emirusagi Belediyesi Kocanalli Avsarlarindandir. Dadaloglu belediyesi
Ibrahim beyli Avsarlarindandir. ( Kaynak Selami Saygili)

Yemlihalı Avşarı da Kocasinan ilçesine bağlı Yemliha kasabasını
kurmuştur. Hacılar ilçesinde de Avşarlar yerleşmiştir. Bir sülale
Avşarlar adıyla anılırken bazı sülalelerin de Avşar kökenli oldukları
(Mutlular ve Kuruköprülüler)
bilinmektedir. Ayrıca Hacılar da "Avşar Yeri" diye bir mevki
bulunuyordu.

Bu bilgilerden anlaşıldığı gibi Kayseri ve yöresi eskiden beri
Avşarların yurt tuttuğu bir bölgedir. Şimdi asıl konumuza dönelim.

1. İskan Öncesi Durum

16.yy başlarında Osmanlıların Memlüklüler'i yıkıp Mısır ve Suriye'yi
fethetmesi sonucu Kuzey Suriye'deki Türkmenler Osmanlı hakimiyetine
girmiş oldu. Bölgedeki aşiretler Osmanlı hakimiyetini kabul etmeyip
savaş-tılar, ancak ağır bir yenilgi aldılar. Bunun üzerine diğer Türkmen
grupları gibi Afşarlar da kendilerine orduda subaylık veren, vergi
muafiyeti tanıyan ve itibar gösteren Safevilerin hizmetine girmek için
çoğunlukla İran'a göç-tüler. İmanlı ve Alplı Avşarlarının bu sırada
İran'a geldiklerini biliyoruz. Bu yüzden bu asırda nüfuslarının diğer
Türkmenlerden az olduğu görülüyor.

Osmanlı hakimiyetinde kalan bölgedeki Türkmenler ise Halep Türkmenleri
ve Yeni-il Türkmenleri adıyla bölgede varlıklarını sürdürdü-ler.
Afşarlar, Halep Türkmenleri içinde Köpekli, Gündüzlü ve Beylikli Avşarı
olmak üzere üç oymak tarafından temsil ediliyordu. Ayrıca bölgede bir de
müstakil Avşar oymağı bulunuyordu.

Bunlardan Avşar oymağı, 16. Yy'ın ikinci yarısında 158 vergi evinden
ibaretti. Memluklular zamanında dirlik tasarruf eden bu oymak Osmanlı
döneminde de bu dirliğini korumuştur. Türkiye'de oturan yerleşik ve
göçe-be halk arasındaki nüfus artışına uygun olarak bu Afşarların da
nüfusu art-mıştır. XVI. yy'ın ikinci yarısında Türkmenlerin başındaki
Boy beyi aileleri yok olmuş, yerlerini obaları idare eden Kethüdalar
almıştır. Bu bey ailelerin ne olduğu bilinmiyorsa da büyük ihtimalle
İran'a gitmiş olmalıdırlar. İşte Halep Avşarları arasında gördüğümüz bu
Afşar oymağının başında da ket-hüdaları görüyoruz. 1579-80 yılında onlar
Recep, Bahri ve Küçük Minnet kethüdanın idaresindeydiler. Bunlardan
Recep ve oğulları öyle ün salmış-lardı ki 17.yy'da Afşarlar çok defa
Recepli Avşarı adıyla tanınmışlardır. On-lar aynı yüzyılın son yarısında
Zamantı bölgesine yaylaya çıkıyorlardı.

1624 yılında Abaza Mehmet Paşa'nın II. Osman'ın (Genç) intikamını almak
için Sadrazam Çerkez Mehmet Paşa'ya karşı ayaklandığında, Orta
Anadolu'dan toplayıp Kayseri'deki Boğazköprü'ye
kadar getirdiği 40.000 kişilik ordusunda Afşarlar (Recepli, Çöplü,
Kozanlı), Sırkıntılılar, Mamalılar, (Cerid'den) ve Pehlivanlılar
(Bayat'tan) vardı.

Afşarlar, Recep-Oğulları'nın başkanlığında 1687 yılında Avusturya'ya
yapılan sefere katılmışlar, 1690'da yapılan sefere de çağrılmışlardır.
Bu son sefere Afşarlar şu beylerin idaresinde 200 atlı ile katıldılar :
Recep-Oğlu Halil Bey, Recep-Oğlu Dana Murat Bey, Çerkez-Oğlu Hacı
Mus-tafa Bey, Çerkez-Oğlu Ömer Bey, Deli Seyf-Oğlu Mire Muammer Bey,
Bahri-Oğlu Himmet Bey, Kara Gündüz-Oğlu Kara Halil Kethü-da, Kara
Gündüz-Oğlu Selim Bey, Kara Gündüz-Oğlu Murat Bey, Hacı İvaz-Oğlu Dokuz
İbrahim Bey, Hacı İvaz-Oğlu Abaza Bey, Kör Ali Oğlu Gündüz Kethüda.

Bu isimlerden anlaşılacağı üzere Afşarlar başlıca beş ailenin
idare-sindeydiler (Recep, Çerkez, Bahri, Kara Gündüz, Hacı İvaz).
Bilindiği gibi bunlardan bazıları Afşar obalarının ismini taşımaktadır.
Kayseri ve civarına yerleşen Afşarlar işte bu Afşar oymağı ile
Köpeklilerden gelmektedir. Af-şar'lar özellikle Sis yöresinde oldukça
kuvvetliydiler. 1691'de Sis Sancak beyi Recep-Oğlu Halil Bey idi.

██████████████████████████████████████████████████████████████████

avatar
sonsuzluk38
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 593
Kayıt tarihi : 13/05/09
Yaş : 46

puan
yeni oyun yeni oyun:
100/100  (100/100)
puan puan:
30/30  (30/30)
oyun zar atmaca: 30

http://turkforumtr.turkforumpro.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: AVŞAR KİMLERDİR VE TARİHİ

Mesaj tarafından sonsuzluk38 Bir Cuma Nis. 16, 2010 11:18 am

Avşar oymağının obaları şunlardır.

1- Recepli Avşarı a) Akça-Ali b) Beğ-Denizli c) Dodurlu / Doduryan ç)
Sarı-Hacılı d) Saru-Hanlı e) Sarı-Sindli / Sarı-Seydili f) Taş-Oğlu /
Taşlı-Uşağı g) Kara-Budak ğ) Hobalı / Obalı h) Mahmut-Oğlu / Sofular.
Ayrıca Recep-Oğlu Halil Beyin soyundan gelen Haliloğlu obası.

2- Kara Recepli a) Arap Hasanlı b)Hacı İvaz oğlu Dokuz İbrahim Beyin
soyundan gelen İbrahim Beyli c) Çerkez oğlu Hacı Mustafa Beyin soyundan
gelen Hacı Mustafalı.

3- Bahrili

4- Kara Gündüzlü.

Avşar oymağı ilk başta Rakka'ya sürülme cezası almadılar. Çünkü devleti
yaylakları olan Zamantı bölgesinde yerleşeceklerine inandırmışlardı.
Onlar 18.yy'dan itibaren artık kışlamak için Halep'e değil Çukurova'ya
ini-yorlardı. Ancak yerleşmeye yanaşmadıkları gibi komşu oymak ve
köylere saldırıp hayvanlarını götürüyorlar, tüccar kafilelerini
soyuyorlardı. Bu artık o hale geldi ki; sonunda 1703'ten az önce
Rakka'ya sürüldüler. Fakat fazla kalmayıp kaçtılar ve dağıldılar. Yine
soygun ve kovgun yaptıklarından 1712'de tekrar Rakka'ya sürdülerse de
geri döndüler. Devleti yaylaklarına yerleşeceklerine ikna ederek 1730'da
Zamantı kıyısında 66 köy kurdular. Afşarların yerli halk üzerindeki
baskısı büyüktü. Yaylaya çıktıkları zamanlar çevre köylere baskın yapıp
ne varsa alıp götürüyorlardı. Onlar soygun ve kavgadan geri durmadıkları
gibi, bu işi o kadar ileri götürdüler ki Kayserili tüccar ve komşu
oymakların şikayetleri sonucu Afşarların şekavetine dair Sivas kadısına
bir ferman çıkarılarak 1730 yılında Rakka'ya sürüldüler ve sürgünden
kaçınca ileri gelenlerinin çoğunun idamına karar verildi (1742).

1753'te Recepli, İmam-Kulu ile Lek ve Kırıntılı aşiretleri, Zamantı ve
Çörümşek'ten firar edip Kayseri, Boğazlıyan, Develi, Palas, Nevşehir,
Turgut, Akdağ, İncesu, Boz-Ok kazalarını istila etmiş yol kesip adam
öl-dürmüş ve harabeye çevirmişti. Bu olay Maraş, Kırşehir ve Sivas
bölgesini de etkilemişti.

1754 yılında Tecirliler ile birlikte Zeynepli ve Bozdoğanlılara saldırıp
80.000 kuruşluk davar at ve develerini yağmalayıp ileri gelenlerinden
Karanebioğlu ve 15 kişiyi öldürdüler.

1761'de Afşarların bu hareketini önlemek için Zennecioğlu Mehmet Ağanın
teklifinde Seyit Mahmut Ağa ve mahkemeden Seyit Ahmet bin Sü-leyman
Kaynar köyüne varıp Avşarların Miri aşiret beyleri olan Halit bey ibni
Hasan ve kardeşleri Mustafa ile Hüseyin, Recepli'den Hasan bey bin
İbrahim ve Süleyman bey bin Ömer ve Ömer bey bin Hüseyin ve Ebubekir bey
ibni Mustafa ve kardeşleri Ali, Osman ve Kaküllüoğlu Osman ve Dana
Muratoğlu Murat (soyu Kesir köyünde) ve Sangıoğlu ve Enbiya, Torun'dan
Terkeşlioğlu Halil, Mucukoğlu Hasan ve Mehdioğlu Mustafa ve Barıncıoğlu
Ebubekir ve Ütük Ali ve Cavlak Hasan Salmanlı'dan Ömer kethüda bin
Fer-hat ve Emiroğlu Veli ve Haliloğlu Hasan ve Emir Küçük Ahmet ve Öksüz
Yusuf bin Ebubekir ve Battal bin Hüseyin ve Toğalı bin Vahap ve
Solakoğlu Ebu Zeyd ve Hüseyin bin Mehmet ve Haliloğlu İbrahim ve
Taslakoğlu Çer-kez ve Deli Halil ve Dervişoğlu Ömer Sarı Fakılı'dan
Halil İbrahim ile konu-şup "Aşiretimiz ahalisi konar göçer olup kışın
Çukurova, yazın Zamantı'nın Çörümşek nahiyesinde Pınarbaşı'nda
Zamantı'nın sağı ve solunda ikamet edip sebep olduğumuz şekavetten vaz
geçip ziraat ve hırasetle mukayyet olup çevreye zarar vermemek için baş
muhasebeye kayd olup hilafında hareket olursa 7.500 kuruş kesim cezasını
icra ederiz." deyi tatlıya bağlan-dı. Afşarlar bulundukları yerleri
talan edip sözlerini tutmadılar. 1764'te Maraş beylerbeyi Rişvan-Zade
Süleyman'a gönderilen fermanda "Recepli Avşarı, İmam-Kulu ve Lekvanik
Ekradı eşkıyasının bölgeye verdiği zarardan dolayı Adana beylerbeyi
Salih ile birlikte tedip edin" denilmiş. 1765'te Rakka iskanından kaçan
aşiretlerin dağıldıkları (Karaman Aydın Diyarbakır Adana Sivas Maraş)
yerlerden kaldırılıp müfredat defterine yazdırılmaları ve Rakka'ya
iskanları bölge valilerine emredilmiş.

Daha önce birkaç kez Rakka'ya iskan edilen Recepliler, kethüdaları olan
Topal-Zade Ahmet tarafından 1764-65 yılında Rakka'dan Zamantı'ya
getirilip şakiliğe başladı. Aşiretin devlete ödemesi gereken 5.890
kuruşu ödemeyip 500 adamı ile yol kesip soygun yapan Topal-Zade Ahmet,
Bürüngüz köyünden olup kendisi de bir eşkıya idi ve hakkında ölüm kararı
çıkmıştı. Günümüzde Bürüngüz köyünde Recepli sülalesi halen
yaşamak-tadır. Ayrıca Pınarbaşı'nın Karamıklı köyünde de Topal soyadlı
aileler mev-cuttur.

1771'de Zamantı'da Soğanlı ve Kara Şeyhli mahallesinde oturan Erdoğulu,
Haliloğlu, Deniz, Kara Budaklı, Kaleli, Hacı Mehmetli, Hacı Yakublu, Ebu
Bekirli, Çalgız ve Cingöz-Oğlu Afşarı obaları ile Torunlar ve Miri
aşiret bey, kethüda ve ileri gelenlerinden Abdullah bin Çerkez, Ali bin
Ahmet, Halit bin Battal, Sağır Ali Ağa bin Abdurrahman, Kaküllü-Oğlu
Sü-leyman Ağa, Emiroğlu Veli, Salmanlı Avşarı kethüdası Karaman oğlu
İsmail Ağa ve Osman bin Ömer, Halil bin Yakup, Mustafa kethüda bin
Halil, Ahmet Çelebi bin Abdulvahap, Mehmet Ali oğlu Ali, Murtazaoğlu,
Alicanoğlu Ahmet (soyu Pınarbaşı'nın Tokmak köyündedir), Tayan Ali oğlu
Mehmet, Taslakoğlu Çerkez, Torun ihtiyarlarından Mucukoğlu Hasan,
Türkistanoğlu Asaf, Cemal ve Süleyman, Şahbereli oğlu Nezir, Kekeçoğlu
(Kıska) Murat oğlu Halil, Hacı İbrahim, Malkoçoğlu İsmail, Cingözoğlu
Mehmet, Çalık Ha-san (soyu Pınarbaşı'nın Toybuk köyündedir), Süleyman
bin Mehmet, Mestani Süleyman ve Halil Paşa Oğlu Ali Bey'den şehir ve
köylere zarar vermemeleri hususunda söz alındı ve ahitlerini bozarlarsa
Soğanlı, Kara Şeyhli, Torunlar, Halil Paşalılar ve İbrahim Beyliler
6.000'er kuruş, Çalıklar (Çalkır / Çalgız) ve Cingözler 2.000 kuruş
nezri Matbaa-i Amireye verecek-lerdi.

██████████████████████████████████████████████████████████████████

avatar
sonsuzluk38
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 593
Kayıt tarihi : 13/05/09
Yaş : 46

puan
yeni oyun yeni oyun:
100/100  (100/100)
puan puan:
30/30  (30/30)
oyun zar atmaca: 30

http://turkforumtr.turkforumpro.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: AVŞAR KİMLERDİR VE TARİHİ

Mesaj tarafından sonsuzluk38 Bir Cuma Nis. 16, 2010 11:18 am

Afşarlar son iskana kadar (1865) Rakka, Belih ve Hama-Humus gibi yerlere
sürgün gitmekle birlikte Boz ok ve Kırşehir taraflarına da sürgün
edilmişlerdir.

18.yy'ın 2. yarısında çıkan harpler ve başka etkenler sonucu Os-manlı
Devleti'nin Anadolu'daki idaresi zayıf ve gevşek duruma düşünce
Afşarların rahat bir göçebe hayatına devam ettiklerini görüyoruz. Devlet
takibinin kalktığı bu günlerde Afşarlar daha da daha da güçlenmekte,
kom-şu aşiretlerin çekindiği "Nargile takımı gümüş maşalı¤¤ "Sabahacak
kandil-leri yanan¤¤ "Hizmetkarları fırıl fırıl dönen¤¤ "Yoksullara
yardım eden" zen-gin ve hatırlı bir aşiret haline gelmektedir.

Kayseri-Elbistan-Malatya yolu yazları onların kontrolü altındaydı.
1838'de Afşarlar Posta Tatarlarına saldırmışlar, yolcuları soyarak, bir
de köy basmışlardı. Afşarlar bu hareketleriyle öyle korku salmışlardı
ki, Malat-ya'ya gitmek isteyen Alman Mareşal Moltke'ye, yolun Afşarlar
yüzünden kuvvetli bir muhafız birliği olmadan geçilemeyecek durumda
emniyetsiz olduğu söylenmiştir. Fakat Tomarza'daki Ermeni Piskopos'unun
Moltke'ye dediği gibi Afşarlar baştan başa haydutlardan meydana gelen
bir oymak değildi. Aralarında ipsiz-sapsızlar kendi halkının da düşmanı
idi ve kendi aşireti tarafından da takip olunuyorlardı. Daha sonra
Moltke, Afşarları şöyle nitelendirecekti: "Bu Türkmenler benim çok
hoşuma gitti. Tabi nezaketleri iyi niyetlerinden doğma, bizimki ise
terbiye ile elde edilme." Moltke'nin ifadelerinden de anlaşılacağı üzere
onlar bolluk ve bereket içinde yaşama-larına rağmen bir kısmı saldırı,
kavga ve soygundan da vazgeçmiyorlardı.

Ayrıca devlet idaresinin zayıflığı sebebiyle irili ufaklı derebeyi
ailele-ri türemişti. Afşarlar Gökvelioğlu, Kozan oğlu, Küçükalioğlu gibi
derebeyleri idaresinde onların mücadelelerine katılıyorlar, diğer
Türkmen oymakları ile savaşıp kavgalarına devam ediyorlardı.

Afşar bünyesinden çıkan bu kovgun grupları yerleşik köylerin ye-rinden
oynamasına ve zirai alanların tahrip olup azalmasına sebep oluyor-lardı.
1846-49 yıllarında Lek, Kuzu-Güdenli ve Kırıntılı aşiret atlıları ile
be-raber Kayseri, Niğde, Kırşehir taraflarına kovguna gidiyorlardı.
Afşar eleba-şıları arasında İsmail Bey, Avan Hasanoğlu (Akkışla'nın
Ganişeyh kasabası-nın eski adı Avanoğlu'dur. Bilindiği gibi Akkışla
civarına da Avşarlar yerleş-miştir.), Sarıvelioğlu, Mustafa Bey, Kamber
ve İbrahim Kethüda, Haliloğlu, Duman Bey, Kadriağaoğlu, Şahrumanlı
Mehmet, Hasan Hüseyinoğlu, Bıyıklıoğlu (soyu Sarız'ın Yalak Köyünde),
Torun Ali, Veziroğlu, Cırrıkoğlu, Şatıroğlu (Uzunyayla'nın Sivas
tarafında bulunuyorlardı. Şarkışla'nın Sivrialan köyünden olan büyük
ozan Aşık Veysel de Şatıroğullarındandı.), Memilicik, Çuhadaroğlu,
Şaştımoğlu (soyu Tomarza'nın Tahtakemer köyün-de), Terkeşlioğlu,
Kocaali, Çerkes Bey, Askeroğlu, Kara Yusuf, Mucukoğlu, Köseoğlu (Pınarbaşı'nın
Kavlak köyünde), Deli Halil, Paşa Bey, Topaloğlu (Pınarbaşı'nın
Karamuklu köyünde), Muhazimoğlu, Kuşçuoğlu, Serçe Ha-san, Mirza,
İbrahimoğlu, Berçenekoğlu Cansız Osman, Kuyucuoğlu, Hasanali, Deli Hösük
(Sarız'ın Çürük köyünde), Osmancıkoğlu, Kolukırık Seyfali'nin adları
geçiyor. Afşarların 1825 yılında 3.000 hane ile Çukurova-Uzun yayla
arasında göçlerini sürdürdüğü aşiretin 40.000 koyun, 40.000 inek, 9.000
deve ve 3.000 keçiye sahip olduğu bilinmektedir.

Burada bir yanılgıya düşülmemesi için şunu belirtelim. Yukarıda
i-simleri sayılan bir çok Avşar beyinin maiyetiyle birlikte tamamen
Kayseri ve yöresinde yerleştikleri sanılmamalıdır. Tersine Avşarlar bu
dönemlerde Adana, Hatay, Sıvas, Maraş gibi illerimizde sürekli
dolaşıyorlardı. Bu aile-lerden bazılarının oralarda kalıp yerleştikleri
tahmin olunabilir.

Afşarlar sürgünde bulundukları Bozok'ta Pehlivanlı oymağı ile de
savaşmışlar ve bir defasında da beyleri Abidin Beyi öldürmüşlerdi.
1852'de Boz-Doğanlar ile savaşa tutuşmuşlardı. Afşarlar 1856 yılında
tekrar yerleş-tirilmeye çalışıldı ise de başarısızlığa uğradı. O zaman
başlarında Çerkez Bey ile İsmail Bey bulunuyordu. Afşarlar devlet
tarafından yaylak yurtlarına iskan teşebbüsüne direnmekle ellerindeki
son fırsatı kaçırmış oldular.

Burada bir noktaya değinmek istiyorum. Yukarıda görüldüğü gibi aşiret
hayatında baskın, talan ve soygunlar önemli yer tutmaktadır. Bunun
sebebini Osmanlı'nın bu asırlarda içine düştüğü siyasi, sosyal ve
ekonomik çıkmazda aramak lazımdır. Tarım üretiminin yok olduğu, lonca
sisteminin çöktüğü ve savaşların Türk halkını kemirdiği bu dönemlerde
sefaletle uğra-şan toplulukların bu fiillere yönelmesi normaldir. Ancak
bunun sadece Av-şarlarda olduğunu düşünmekte yanlıştır. Aynı sıkıntıları
yaşayan gruplar genelde aynı tavırları sergilemiştir. Bu yüzden
Çukurova bölgesi 200 yıla yakın bölgedeki aşiretlerin birbirileriyle
kavgasına sahne olmuştur. Nitekim Çerkezlerin Uzunyayla'ya gelmeleri
sonrası onların hırsızlık yaptıkları ve at çaldıkları da tesbit
edilmiştir. Cevdet Paşa Avşar ve Sırkıntılıları kastede-rek "bunlarda
dahi hırsızlık adeti var ise de Kürtlere nispetle pek ehven ve ehl-i ırz
ademlerdir" demektedir. Şunu da belirtelim Avşarlarda hırsızlık-tan
(gizlice alınan) ziyade talan (zorla alınan) söz konusudur. Prof.
Mustafa Kafalı, Dadaloğlu Sempozyumunda verdiği tebliğde bu konuya da
değinmiş ve küçükken babasına neden Avşarların kavgacı tanındıklarını ve
sevilme-diklerini sorduğunu, babasının da "Oğlum sefalet, asaleti
bozar" dediğini anlatmıştı. Bu yüzden yapılan bu fiillerden dolayı ne
Avşarları, ne Çerkezleri ne de başka bir grubu suçlamak o dönemin
şartları dikkate alındığında doğru olmaz kanaatindeyiz.

2. İskan Olayı ve Sonuçları

Osmanlı Devleti Çukurova'da asırlardır devam eden bunalımı sona
erdirerek Türkmenleri yerleşik hayata geçirmek, Ermeni meselesini
hallet-mek ve burada önemli güç haline gelen derebeylerini ve özellikle
Avşarların güç verdiği Kozan oğullarını yıkıp merkezi idareye bağlamak,
yüzyıllardır boş ve harap olan uçsuz-bucaksız ova ve araziyi tarıma
açıp, bölgeyi şen-lendirmek için Fırka-i İslahiye adıyla bir birlik
kurmuştur. Başında askeri harekat başkanı Derviş Paşa, idari işler
başkanı A. Cevdet Paşa'dır ve asıl yetki de Cevdet Paşadadır.

Fırka-i İslahiye'nin kuruluş sebebi, 1853 Kırım Harbi'ne kadar da-yanır.
Bu savaş esnasında çekilen asker sıkıntısı, Gavur ve Kozan dağları
bölgesinden asker istenmesine yol açar. Ancak bu istek başına buyruk
ha-reket eden aşiretlerce hoş karşılanmaz. İngilizlerin baş tercümanı
Pizani'nin "Eğer teminat verirseniz biz Kozan-Oğlunu muharebeye sevk
ederiz" diye-rek bölgeyi Osmanlı idaresine sokma teklifi de Sadrazam
Reşit Paşa tara-fından yabancı eli girer ve karışıklık çıkar endişesiyle
reddedilir. Reşit Paşa "Kozan bir müddet daha devlete isyanda devam
ederse, oraya ecnebi eli girer ve Kozan'da imtiyazlı bir hükümet meydana
gelir, başımıza bela olur. Şimdi sırası değil fakat ilerde Kozan'ı
ıslah etmeliyiz" diyerek endişesini dile getirmiştir. Görüldüğü gibi
Aşiretlerin devlete karşı tutumundan yarar-lanmak isteyen İngilizlerin
bölgeye sokulma çabası vardır. Böylece ileri bir tarihe ertelenen bu
iskan işi şartların da elvermesiyle 1865'te Osmanlı or-dusunun
Çukurova'ya gelmesiyle başlamış oldu. Sümer, Fırka'nın asıl ama-cının
Çukurova'da daha iyi hayat şartları sağlamaktan ziyade çekilen asker
sıkıntısını telafi etmek ve bölgeye yabancı eli girmesini engellemek
için olduğunu söyler.

Fırka-i İslahiye'nin amacı, İskenderun'dan, Maraş ve Elbistan'la
Ki-lis'ten Niğde ve Kayseri'ye Adana Eyaletinden Sivas Eyaleti hududuna
ka-dar olan bölgeleri itaat altına almaktı. Ancak bundan ilki yani
İskende-run'dan Maraş ve Elbistan'a kadar olan sahanın iskanı
yapılabilmiş, diğer kısmının iskanı ise daha sonra güçlükle ve
çatışmalarla sağlanabilmiştir. Padişah Abdülaziz (1861-1876) döneminde
kurulan bu ordu yedi Balkan taburu, I tabur Girit askeri ile Hassa
ikinci süvari alayından oluşuyordu. Harekata katılan diğer gruplarla
birlikte on beş piyade, iki alay süvari ve 500-600 Çerkez-Gürcü
atlılardan müteşekkildi.

Bütün bu bölgelerde sayısı 26'yı bulan (5'i aile) bir aşiret ve aile
topluluğu vardı. Bunlar, Afşar, Varsak, Reyhanlı, Sırkıntılı, Tecirli,
Cerid, Oruçlu, Karacalar, Yağı-basan, Boz-doğan, Ulaşlı, Kapulu,
Delikanlu, Çelikanlu, Kırıntılı, Lek, Hacılar, Karafakılı, Şeyhler, Okçu
İzzeddinli ve Amiki aşiretleriyle, Kozan-Oğulları (Kozan, Türkçe'de
tavşan demektir.), Küçük Ali-Oğulları, Kökülü-Oğulları,
Menemenci-Oğulları ve Karsantı-Oğulları aileleri idiler. Çukurova'nın en
büyük aşiretlerinden biri olan Sırkıntı aşireti batılı seyyahlar
tarafından Afşarlara mensup bir oymak ola-rak gösterilmiştir.
Sırkıntılılar ile ilgili en eski bilgi 1730 tarihine aittir. Bu tarihte
Sırkıntı-Oğlu Mehmet, Karsantı-Oğlu, Karanebi-Oğlu ve Kerim-Oğlu ile
birlikte Rakka'ya iskanı emredilen Recepli Avşarı'nın kaçmasını
önleme-ğe memur edilmişti. Bunlardan Yağı-Basan aşireti de Avşar
olmalıdır. Çünkü Pınarbaşı'nın Şabanlı köyünde oturan Körcüklü sülalesi
Çukuro-va'dan gelmedir. Körcüklülerde anlatılan aşiret geleneğinde
Körcüklüler ile Yağı-Basan aşireti iki kardeşten türemedir. Kendilerinin
göç ederek bu böl-geye geldiklerine, Yağı-Basan'ın ise yerinde
kaldığına inanılıyor. Ayrıca Kadirli'nin Araplı köyü Avşardır ve
Yağıbasan sülalesi yaşamaktadır. 31 cemaatten oluşan Afşarlar
Çukurova'nın en büyük aşireti idi. Kozan şehri ile Ceyhan nehri arasında
kışlarlar, yazın ise Uzun Yayla'ya çıkarlardı.

██████████████████████████████████████████████████████████████████

avatar
sonsuzluk38
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 593
Kayıt tarihi : 13/05/09
Yaş : 46

puan
yeni oyun yeni oyun:
100/100  (100/100)
puan puan:
30/30  (30/30)
oyun zar atmaca: 30

http://turkforumtr.turkforumpro.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: AVŞAR KİMLERDİR VE TARİHİ

Mesaj tarafından sonsuzluk38 Bir Cuma Nis. 16, 2010 11:19 am

Afşarlar son iskana kadar (1865) Rakka, Belih ve Hama-Humus gibi yerlere
sürgün gitmekle birlikte Boz ok ve Kırşehir taraflarına da sürgün
edilmişlerdir.

18.yy'ın 2. yarısında çıkan harpler ve başka etkenler sonucu Os-manlı
Devleti'nin Anadolu'daki idaresi zayıf ve gevşek duruma düşünce
Afşarların rahat bir göçebe hayatına devam ettiklerini görüyoruz. Devlet
takibinin kalktığı bu günlerde Afşarlar daha da daha da güçlenmekte,
kom-şu aşiretlerin çekindiği "Nargile takımı gümüş maşalı¤¤ "Sabahacak
kandil-leri yanan¤¤ "Hizmetkarları fırıl fırıl dönen¤¤ "Yoksullara
yardım eden" zen-gin ve hatırlı bir aşiret haline gelmektedir.

Kayseri-Elbistan-Malatya yolu yazları onların kontrolü altındaydı.
1838'de Afşarlar Posta Tatarlarına saldırmışlar, yolcuları soyarak, bir
de köy basmışlardı. Afşarlar bu hareketleriyle öyle korku salmışlardı
ki, Malat-ya'ya gitmek isteyen Alman Mareşal Moltke'ye, yolun Afşarlar
yüzünden kuvvetli bir muhafız birliği olmadan geçilemeyecek durumda
emniyetsiz olduğu söylenmiştir. Fakat Tomarza'daki Ermeni Piskopos'unun
Moltke'ye dediği gibi Afşarlar baştan başa haydutlardan meydana gelen
bir oymak değildi. Aralarında ipsiz-sapsızlar kendi halkının da düşmanı
idi ve kendi aşireti tarafından da takip olunuyorlardı. Daha sonra
Moltke, Afşarları şöyle nitelendirecekti: "Bu Türkmenler benim çok
hoşuma gitti. Tabi nezaketleri iyi niyetlerinden doğma, bizimki ise
terbiye ile elde edilme." Moltke'nin ifadelerinden de anlaşılacağı üzere
onlar bolluk ve bereket içinde yaşama-larına rağmen bir kısmı saldırı,
kavga ve soygundan da vazgeçmiyorlardı.

Ayrıca devlet idaresinin zayıflığı sebebiyle irili ufaklı derebeyi
ailele-ri türemişti. Afşarlar Gökvelioğlu, Kozan oğlu, Küçükalioğlu gibi
derebeyleri idaresinde onların mücadelelerine katılıyorlar, diğer
Türkmen oymakları ile savaşıp kavgalarına devam ediyorlardı.

Afşar bünyesinden çıkan bu kovgun grupları yerleşik köylerin ye-rinden
oynamasına ve zirai alanların tahrip olup azalmasına sebep oluyor-lardı.
1846-49 yıllarında Lek, Kuzu-Güdenli ve Kırıntılı aşiret atlıları ile
be-raber Kayseri, Niğde, Kırşehir taraflarına kovguna gidiyorlardı.
Afşar eleba-şıları arasında İsmail Bey, Avan Hasanoğlu (Akkışla'nın
Ganişeyh kasabası-nın eski adı Avanoğlu'dur. Bilindiği gibi Akkışla
civarına da Avşarlar yerleş-miştir.), Sarıvelioğlu, Mustafa Bey, Kamber
ve İbrahim Kethüda, Haliloğlu, Duman Bey, Kadriağaoğlu, Şahrumanlı
Mehmet, Hasan Hüseyinoğlu, Bıyıklıoğlu (soyu Sarız'ın Yalak Köyünde),
Torun Ali, Veziroğlu, Cırrıkoğlu, Şatıroğlu (Uzunyayla'nın Sivas
tarafında bulunuyorlardı. Şarkışla'nın Sivrialan köyünden olan büyük
ozan Aşık Veysel de Şatıroğullarındandı.), Memilicik, Çuhadaroğlu,
Şaştımoğlu (soyu Tomarza'nın Tahtakemer köyün-de), Terkeşlioğlu,
Kocaali, Çerkes Bey, Askeroğlu, Kara Yusuf, Mucukoğlu, Köseoğlu (Pınarbaşı'nın
Kavlak köyünde), Deli Halil, Paşa Bey, Topaloğlu (Pınarbaşı'nın
Karamuklu köyünde), Muhazimoğlu, Kuşçuoğlu, Serçe Ha-san, Mirza,
İbrahimoğlu, Berçenekoğlu Cansız Osman, Kuyucuoğlu, Hasanali, Deli Hösük
(Sarız'ın Çürük köyünde), Osmancıkoğlu, Kolukırık Seyfali'nin adları
geçiyor. Afşarların 1825 yılında 3.000 hane ile Çukurova-Uzun yayla
arasında göçlerini sürdürdüğü aşiretin 40.000 koyun, 40.000 inek, 9.000
deve ve 3.000 keçiye sahip olduğu bilinmektedir.

Burada bir yanılgıya düşülmemesi için şunu belirtelim. Yukarıda
i-simleri sayılan bir çok Avşar beyinin maiyetiyle birlikte tamamen
Kayseri ve yöresinde yerleştikleri sanılmamalıdır. Tersine Avşarlar bu
dönemlerde Adana, Hatay, Sıvas, Maraş gibi illerimizde sürekli
dolaşıyorlardı. Bu aile-lerden bazılarının oralarda kalıp yerleştikleri
tahmin olunabilir.

Afşarlar sürgünde bulundukları Bozok'ta Pehlivanlı oymağı ile de
savaşmışlar ve bir defasında da beyleri Abidin Beyi öldürmüşlerdi.
1852'de Boz-Doğanlar ile savaşa tutuşmuşlardı. Afşarlar 1856 yılında
tekrar yerleş-tirilmeye çalışıldı ise de başarısızlığa uğradı. O zaman
başlarında Çerkez Bey ile İsmail Bey bulunuyordu. Afşarlar devlet
tarafından yaylak yurtlarına iskan teşebbüsüne direnmekle ellerindeki
son fırsatı kaçırmış oldular.

Burada bir noktaya değinmek istiyorum. Yukarıda görüldüğü gibi aşiret
hayatında baskın, talan ve soygunlar önemli yer tutmaktadır. Bunun
sebebini Osmanlı'nın bu asırlarda içine düştüğü siyasi, sosyal ve
ekonomik çıkmazda aramak lazımdır. Tarım üretiminin yok olduğu, lonca
sisteminin çöktüğü ve savaşların Türk halkını kemirdiği bu dönemlerde
sefaletle uğra-şan toplulukların bu fiillere yönelmesi normaldir. Ancak
bunun sadece Av-şarlarda olduğunu düşünmekte yanlıştır. Aynı sıkıntıları
yaşayan gruplar genelde aynı tavırları sergilemiştir. Bu yüzden
Çukurova bölgesi 200 yıla yakın bölgedeki aşiretlerin birbirileriyle
kavgasına sahne olmuştur. Nitekim Çerkezlerin Uzunyayla'ya gelmeleri
sonrası onların hırsızlık yaptıkları ve at çaldıkları da tesbit
edilmiştir. Cevdet Paşa Avşar ve Sırkıntılıları kastede-rek "bunlarda
dahi hırsızlık adeti var ise de Kürtlere nispetle pek ehven ve ehl-i ırz
ademlerdir" demektedir. Şunu da belirtelim Avşarlarda hırsızlık-tan
(gizlice alınan) ziyade talan (zorla alınan) söz konusudur. Prof.
Mustafa Kafalı, Dadaloğlu Sempozyumunda verdiği tebliğde bu konuya da
değinmiş ve küçükken babasına neden Avşarların kavgacı tanındıklarını ve
sevilme-diklerini sorduğunu, babasının da "Oğlum sefalet, asaleti
bozar" dediğini anlatmıştı. Bu yüzden yapılan bu fiillerden dolayı ne
Avşarları, ne Çerkezleri ne de başka bir grubu suçlamak o dönemin
şartları dikkate alındığında doğru olmaz kanaatindeyiz.

2. İskan Olayı ve Sonuçları

Osmanlı Devleti Çukurova'da asırlardır devam eden bunalımı sona
erdirerek Türkmenleri yerleşik hayata geçirmek, Ermeni meselesini
hallet-mek ve burada önemli güç haline gelen derebeylerini ve özellikle
Avşarların güç verdiği Kozan oğullarını yıkıp merkezi idareye bağlamak,
yüzyıllardır boş ve harap olan uçsuz-bucaksız ova ve araziyi tarıma
açıp, bölgeyi şen-lendirmek için Fırka-i İslahiye adıyla bir birlik
kurmuştur. Başında askeri harekat başkanı Derviş Paşa, idari işler
başkanı A. Cevdet Paşa'dır ve asıl yetki de Cevdet Paşadadır.

Fırka-i İslahiye'nin kuruluş sebebi, 1853 Kırım Harbi'ne kadar da-yanır.
Bu savaş esnasında çekilen asker sıkıntısı, Gavur ve Kozan dağları
bölgesinden asker istenmesine yol açar. Ancak bu istek başına buyruk
ha-reket eden aşiretlerce hoş karşılanmaz. İngilizlerin baş tercümanı
Pizani'nin "Eğer teminat verirseniz biz Kozan-Oğlunu muharebeye sevk
ederiz" diye-rek bölgeyi Osmanlı idaresine sokma teklifi de Sadrazam
Reşit Paşa tara-fından yabancı eli girer ve karışıklık çıkar endişesiyle
reddedilir. Reşit Paşa "Kozan bir müddet daha devlete isyanda devam
ederse, oraya ecnebi eli girer ve Kozan'da imtiyazlı bir hükümet meydana
gelir, başımıza bela olur. Şimdi sırası değil fakat ilerde Kozan'ı
ıslah etmeliyiz" diyerek endişesini dile getirmiştir. Görüldüğü gibi
Aşiretlerin devlete karşı tutumundan yarar-lanmak isteyen İngilizlerin
bölgeye sokulma çabası vardır. Böylece ileri bir tarihe ertelenen bu
iskan işi şartların da elvermesiyle 1865'te Osmanlı or-dusunun
Çukurova'ya gelmesiyle başlamış oldu. Sümer, Fırka'nın asıl ama-cının
Çukurova'da daha iyi hayat şartları sağlamaktan ziyade çekilen asker
sıkıntısını telafi etmek ve bölgeye yabancı eli girmesini engellemek
için olduğunu söyler.

Fırka-i İslahiye'nin amacı, İskenderun'dan, Maraş ve Elbistan'la
Ki-lis'ten Niğde ve Kayseri'ye Adana Eyaletinden Sivas Eyaleti hududuna
ka-dar olan bölgeleri itaat altına almaktı. Ancak bundan ilki yani
İskende-run'dan Maraş ve Elbistan'a kadar olan sahanın iskanı
yapılabilmiş, diğer kısmının iskanı ise daha sonra güçlükle ve
çatışmalarla sağlanabilmiştir. Padişah Abdülaziz (1861-1876) döneminde
kurulan bu ordu yedi Balkan taburu, I tabur Girit askeri ile Hassa
ikinci süvari alayından oluşuyordu. Harekata katılan diğer gruplarla
birlikte on beş piyade, iki alay süvari ve 500-600 Çerkez-Gürcü
atlılardan müteşekkildi.

Bütün bu bölgelerde sayısı 26'yı bulan (5'i aile) bir aşiret ve aile
topluluğu vardı. Bunlar, Afşar, Varsak, Reyhanlı, Sırkıntılı, Tecirli,
Cerid, Oruçlu, Karacalar, Yağı-basan, Boz-doğan, Ulaşlı, Kapulu,
Delikanlu, Çelikanlu, Kırıntılı, Lek, Hacılar, Karafakılı, Şeyhler, Okçu
İzzeddinli ve Amiki aşiretleriyle, Kozan-Oğulları (Kozan, Türkçe'de
tavşan demektir.), Küçük Ali-Oğulları, Kökülü-Oğulları,
Menemenci-Oğulları ve Karsantı-Oğulları aileleri idiler. Çukurova'nın en
büyük aşiretlerinden biri olan Sırkıntı aşireti batılı seyyahlar
tarafından Afşarlara mensup bir oymak ola-rak gösterilmiştir.
Sırkıntılılar ile ilgili en eski bilgi 1730 tarihine aittir. Bu tarihte
Sırkıntı-Oğlu Mehmet, Karsantı-Oğlu, Karanebi-Oğlu ve Kerim-Oğlu ile
birlikte Rakka'ya iskanı emredilen Recepli Avşarı'nın kaçmasını
önleme-ğe memur edilmişti. Bunlardan Yağı-Basan aşireti de Avşar
olmalıdır. Çünkü Pınarbaşı'nın Şabanlı köyünde oturan Körcüklü sülalesi
Çukuro-va'dan gelmedir. Körcüklülerde anlatılan aşiret geleneğinde
Körcüklüler ile Yağı-Basan aşireti iki kardeşten türemedir. Kendilerinin
göç ederek bu böl-geye geldiklerine, Yağı-Basan'ın ise yerinde
kaldığına inanılıyor. Ayrıca Kadirli'nin Araplı köyü Avşardır ve
Yağıbasan sülalesi yaşamaktadır. 31 cemaatten oluşan Afşarlar
Çukurova'nın en büyük aşireti idi. Kozan şehri ile Ceyhan nehri arasında
kışlarlar, yazın ise Uzun Yayla'ya çıkarlardı.

Bu ailelerden, Antep'ten gelme ve üçyüz hanelik Arıklı obasından olan
Kozan-Oğulları en kuvvetlileri olup Çukurova'da her zaman ağırlıkları
hissedilmiştir. Afşarlar büyük ölçüde Kozan-Oğulları'na destek vermişler
ve onlara bağlı bulunmuşlardır. Yabancı seyyahlar Kozan-Oğulları'nı
Afşar Beyleri olarak göstermişlerse de, 1719 tarihli bir hükümde
Osmanlılarca Varsak Türklerinden oldukları belirtilmiştir. Faruk Sümer
de Kozan-Oğullar'nın Varsak oldukları görüşündedir. Ancak Kozan
oğullarının An-tep'ten geldikleri ve bu bölgenin Boz-Oklara mensup
olduğu düşünülürse onların Boz-Oklardan olduğu ve Afşar olma
ihtimallerinin yüksek olduğu anlaşılır. Üstelik 1690 yılında Avusturya
Seferine çağrılan Kozan-Oğlu ve Varsaklar ayrı birer cemaat olarak
zikredilmiştir. Günümüzde bazı Afşar köylerinde soyu Kozan-Oğulları'ndan
inen bir kısım aileler de Afşar oldukla-rını söylemektedir.

██████████████████████████████████████████████████████████████████

avatar
sonsuzluk38
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 593
Kayıt tarihi : 13/05/09
Yaş : 46

puan
yeni oyun yeni oyun:
100/100  (100/100)
puan puan:
30/30  (30/30)
oyun zar atmaca: 30

http://turkforumtr.turkforumpro.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: AVŞAR KİMLERDİR VE TARİHİ

Mesaj tarafından sonsuzluk38 Bir Cuma Nis. 16, 2010 11:19 am

Kozan ve havalisini ellerine geçirmiş bulunan Kozan-Oğulları, böl-gedeki
aşiretleri de (Afşar, Sırkıntı, Varsak, Tecirli, Cerid) kendilerine
bağ-layarak özellikle de Afşarlara dayanarak devlete karşı geliyorlardı.
Kozanlı-ları sindirmek için gönderilen kuvvetler ise başarı elde
edemediler. Kozan-Oğlu Büyük Yusuf Ağa'nın, Yozgat'taki
Çapan-Oğulları'ndan Cabbar-zadeler Kozan'a saldırınca onları büyük bir
bozguna uğratması ünlerinin yayılmasını sağladı. 1832 yılında Mısırlı
İbrahim Paşanın Adana'yı ele geçirip, Ko-zan'a yürüdüğü sırada onu da
yenmesi üzerine şöhretleri arttı. Öyle ki, padişah emirleri geldiğinde
gönderdiği cevapta "Ammimoğlu bunca memaliki havza-i tasarrufuna
geçirmiş, bir avuç Kozan dağlarını dahi bana çok görmemelidir."
diyecektir. Kıbrıslı Mehmet Paşa'nın, üzerlerine gön-derdiği bir fırkayı
da Kadirli civarında yenmeleri üzerine tamamen ser-best kalmışlar ve
bölgenin tek hakimi durumuna gelmişlerdir. Kozan-Oğulları kime güvense
üzerine aşiretlerden birini musallat ettiğinden Adana Meclis-i
Kebiri'nde bile alenen Kozan oğlu aleyhine söz söylemez idi.
Kozanoğlu'nun izni olmadan hiç kimse Kozan'a giremez, Kozan hududun-dan
çıkamazdı. Kozan oğulları idaresinde Kozan iki kısma ayrılıyordu. Garbi
(Batı) Kozan: Kozan oğlu Ahmet Ağa yönetiminde Kozan'dan Adana'ya kadar
Çukurova. Şarki (Doğu) Kozan. Kozan oğlu Yusuf Ağa yönetiminde Kozan'dan
Uzunyayla'ya kadar olan yerler.

28 Mayıs 1865 tarihinde gök renk ordu İskenderun'da karaya çıka-rak
padişah fermanının daha açık izahı olan beyannameyi beylere gönder-meye
başladılar. Fermana karşı gelenlerin kahrolacakları, sığınanların ise
korunacakları beyan edildi. Fermanda Çukurova halkına hitaben şöyle
deni-liyordu :

"...sizler servet imar edilirse ülkenin en verimli yerlerinin halkı
o-lup, sizin dahi her gün saadet haline kavuşmanız, buraların emniyet ve
huzurunun istenilen olgunluğa gelmesi istenir ve arzu olunurken,
nasılsa durumunuzla ilgilenilmediğinden ve içinize uygunsuzluk
girdiğinden bir müddetten beridir bu dağlarda zarar verecek bir takım
hareket vuku bul-makta ve bu ise halkın beylerini zor kullanma yolunda
ve eski derebeyliğin özelliği olduğundan ve halkın bireylerinin dahi bir
kısım cahil ve kötü mak-satlıların ‹İslamiyet ve insaniyete karşı
olarak bölgede serkeşlik ve kötülük yoluna gittiklerinden, bütün halkı
töhmet altında bırakıp vatanınızı fitne ocağı ve hırsız yatağı şeklinde
göstermekte oldukları" belirtilerek "...bir elde bağışlama beratı ve
diğer bir elde şeriatın adalet kılıcı olarak gelindi. şahane askerlerin
üzerinde dalgalanan sancak herkes için sığınılacak gü-venli bir yer
olduğundan sığınanların korunacağı, askerin süngüsüne karşı gelenler
dahi kahrolup yok olacaklardır".

Padişah fermanı aşiretler arasında büyük bir panik meydana getir-miştir.
Dadaloğlu bunu şöyle söylüyor:

"Belimizde kılıcımız kirmani,
Taşı deler mızrağımın temreni
Hakkımızda devlet etmiş fermanı,
Ferman padişahın, dağlar bizimdir."

Önce Gavur ve Kürt dağları ile Amik ve Dumdum ovasında ıslahat yapıldı
ve buradaki aşiretler başarıyla yerleştirildi. Yeni kasaba ve köyler
kuruldu. Buradan geçilerek Osmaniye ve Hemite kalesi bölgesi iskan
edildi. O dönemde Çukurova'nın bomboş, ıssız ve tarıma kapalı olduğu
unutul-mamalıdır. Bataklık ve sivrisineğin bol olduğu bu yerde sıtma da
kol gezi-yordu. Gavur ve Kürt Dağları'nın iskanı yapıldıktan sonra
Çukurova tarafına geçildi. Burada Dulkadırlı'ların eski hükümet merkezi
olan ve harap bir halde bulunan Kars-ı Zülkadriye, yeniden imar edilerek
çevredeki aşiretler-den bir bölüm buraya yerleştirildi. Böylece
Tatarlı, Sunbas ve Savrun nahi-yelerinden kurulu Kadirli Kazası
oluşturuldu. Fırka-i İslahiye buradan Ko-zan'a (Sis) doğru yol alır.

Fırka gelinceye kadar Kozan'a devlet kuvvetleri girmemişti. Ermeni-ler,
Fırkayı neşeyle karşıladıkları halde Kozan oğulları ve Afşarlar
karşıla-maya gelmediler. Bu sırada halk zaten yaylada idi ve Kozan'da
birkaç bek-çiden başka kimse yoktu.

Derviş ve Cevdet Paşa önce Ahmet Ağa ile anlaştı. Derhal padişah-tan
irade çıkarılıp Ahmet Ağa, Paşa yapıldı ve Kütahya mutasarrıflığına
tayin edildi. Yusuf Ağa ise 2500 kuruş aylıkla Maraş'ta ikamete razı
edildi. On üç yaşındaki oğlu Ali ise Mekteb-i Harbiye'de okutulacaktı.
Kozan-Oğulları'ndan öteki kişiler de birer miktar maaşla başka illere
gönderildi. Ancak Yusuf Ağa Sivas'a giderken yolda Avşarlar tarafından
karşılanır ve savaşması için ikna edilir. Bunun üzerine Avşarların
desteğini alan Yusuf Ağa Fırka-i İslahiye'ye karşı savaş açtı. Çoğu
Avşarlardan kurulu kuvvetleri ile Haçın, Feke bölgelerini ele geçirdi.
Çukurova'ya beyannameler dağıtma-ya başladı.

Oysa ki, Derviş Paşa'nın şeş-hane topları, mavzerleri karşısında;
Türkmenlerin kılıcı, gürzü, mızrağı, filintası tesir etmeyecekti. Islah
ordusu Afşar topraklarına yaklaşınca herkesi bir korku aldı. Savaş
olacak, kan aka-cak, kısaca Türk Türk'ü kıracaktı.

Diğer oymakların kolayca iskan edilmelerine karşı Afşarlar diren-mişler
ve neticede ordunun sert tedbirler almasına yol açmıştır. Dadaloğlu, bu
günleri "Hiç gitmiyor aşiretin belası" diye anlatmaktadır. Beladan kasıt
ise iki şeydir. Biri Avşarların "gecebaş" dedikleri sıtma hastalığı,
diğeri ise Osmanlı'dır. Fırka ile Yusuf Ağa arasında şiddetli
çarpışmalar oldu. Paşalar yöre halkını Kozan oğulları aleyhine
ayaklandırmaya çalıştı ise de başara-madı. Bu arada Gürleşen Köyünden
(Feke'ye bağlı) Misli Hasan Kahya hile ile Yusuf Ağayı yakalar ve
Fırkaya teslim eder. Yusuf Ağa kaçsa da askerler tarafından vurulur ve
yaralı yaralı idam edilir. Dadaloğlu bir şiirinde Yu-suf Ağa'yı şöyle
anlatıyor.



"Aşağıdan Yusuf Paşam geliyor
Düşmanına karşı koyan mert olur
Şahin kocasa da vermez avını
Aslı kurt yavrusu gene kurt olur"

Bu çarpışmalarda büyük zayiatlar verilmiş, "boynu uzun atlar mezata
gitmiş, çadırlar sökülmüş, kavgaya girenler sağ çıkmamıştır".

Kozan oğulları, itaat altına alındıktan sonra İstanbul, Şam, Trablusşam,
Yozgat ve Sivas taraflarına sürüldüler (Sözgelimi İstanbul'da
oturmasına izin verilen Kozan-Oğlu Ahmet Bey, hasret ve acı dolu bir
mek-tubu II. Abdulhamit'in selamlık arabasının içerisine atınca bu olayı
haber alan padişah "bana kağıt atan her şeyi atar" diyerek Ahmet Bey ve
arka-daşlarını Trablusgarb'a sürdü). Kozan ve çevresi üç kazaya bölündü
(Sis, Belenköy, Haçın). Kadirli'de bunlara eklenerek 4 kazadan oluşan
bir sancak oluşturuldu ve kaymakamlığına Mirliva Hüsnü Paşa getirildi.
Merkez olarak ta Sis kasabası uygun görüldü. Bu arada, daha ordu Sis'te
iken halk arasında kolera hastalığı yayılır ve Fırka-i İslahiye
askerlerine de sıçrar. Çok sayıda ölenler olur. Hastalık yüzünden fırka
daha ileri gidemedi. Fe-ke'de bir miktar asker bırakılıp geri çekildi.
İskan diğer yerlerde başarılı olmuşken Kozan'da yarım kaldı. Bu savaşlar
sonunda Afşarların ileri gelen-lerinden bir kısmı tutuklanarak
İstanbul'a gönderildi. Halit Bey Diyarbakır'a sürüldü (Pınarbaşı'nın
Halitbeyöreni köyü, Avşarların miri reisi olan Halit Beyin yaşadığı
yerdi.). Hacı Bey ise obasını alarak Bozok'a gitti. Neticede Afşarlar
Fırka-i İslahiye ile anlaşmaya varabilmişlerdir. Onlar yaylakları olan
Uzunyayla'da yerleşmeye razı olmuşlardır.

Avşarların iskanı kabul ettiği bu sıralarda ise başlarına yeni bir
fela-ket gelecektir. Rus istilası sonucu memleketlerini terk ederek
İmparatorluk Türkiye'sine sığınan Kafkas muhacirlere yer arayan devlet,
iskan siyaseti-nin en hatalı işini yapıyor ve bula bula yerleşmeyi kabul
eden Afşarların yurtlarını ve yaylalarını bularak bu muhacirlere
veriyordu. Basiretli bir iskan siyaseti, bu Çerkez muhacirlerin boş
yerlere iskan olunmasını gerektirirdi. Halbuki vatandaşlık insan ve
mülkiyet hakları çiğnenerek iptidai bir usulle yıllardır bu toprakların
sahibi Afşarlar sürülüp, yurtları muhacirlere verile-cektir.
Uzunyayla'nın Çerkezlere verilmesini bizzat Abdülaziz ve o döne-min
hükümeti emretmiştir. Bunda herhalde Abdülaziz'in annesinin Çerkez
olmasının yanında Rus istilası sonucu Osmanlı'ya Çerkezlerin göçü
başla-yınca, padişah sarayı ile büyük konakların Çerkez cariyeler ile
dolmuş ol-masının büyük rolü vardır. Son zamanlarda kadın efendiler ile
Valide Sul-tanlar da Çerkez kadınlar arasından çıkmıştır.

Avşarlar kendi yaylakları olan Uzunyayla'ya Çerkezlerin yerleşmesi-ni
önlemek istemişler ve bunun sonucunda iki taraf arasında çatışmalar
patlak vermiştir. Bu tarihlerde hükümet göçebelere karşı göçmenleri daha
fazla koruyordu. Çünkü Afşarları kontrol altına almak için Çerkezlerden
yararlanmaya çalışmaktaydı. Ayrıca Afşarların Uzunyayla ile Çukurova
ara-sında gidiş gelişleri sırasında çiftçi halkın tarla, bağ ve
bahçelerine zarar vermeleri yüzünden bu halkta hükümete Afşarlardan olan
şikayetlerinin iletmişlerdir. Bu da hükümeti Afşarların aleyhine daha
çok döndürmüştür. Devlet, Çerkezleri Uzunyayla'nın giriş ve çıkışlarını
kontrol ederek Afşarları buraya girmekten men edecek geçitleri koruma
görevini yerine getirebile-cekleri yerlerde yerleştirildi. Bunun üzerine
Afşarlar, Çerkezlere saldırarak zayiat verdirmişler, sonuçta iki taraf
arasında çetin çatışmalar olmuştur (1861. Bu çatışmalar genelde
Halitbeyöreni, Kaynar ve Yahyabey köyleri arasındaki sahada
gerçekleşti). Sivas Valisi olay yerine gelerek iki tarafı barıştırmış ve
Afşarların öldürdükleri Çerkezler için diyet olarak bir miktar para
vermeleri ile olayları yatıştırmıştır. Ancak ertesi yıl aralarında yine
çatışma çıkınca, hem Çerkezlere hem de yerli halka karşı tehdit
oluşturduk-ları gerekçesiyle devlet Afşarlar üzerine asker gönderdi. Bu
savaşlarda Çerkezlerinde desteklediği Osmanlı ordusu Avşarları kırarak
itaat altına aldı. Devlete olan birikmiş vergi borçlarını da ödemeye
zorlamış ve bir kıs-mını Harput ve Kastamonu gibi uzak yerlere iskan
etmiştir. Ayrıca elebaşla-rının bazılarını kur'a neferi olarak askere
almış, bazılarını da Ergani Made-ni'ne sevk etmiştir. 1863'te Afşarların
hükümetin otoritesi altına alınmaları ve bilhassa 1865'de zorla toprağa
bağlanmaları ile Çerkezlerin Uzunyayla'ya yerleştirilmesi
kolaylaşmıştır.

Ayrıca bazıları devlet tarafından Artvin bölgesine yerleştirilerek
sı-nırda görevlendirilmiştir.

İskan sırasında Afşar boy beyi Çerkez-Oğlu Hacı Bey'dir. Zamanla
Çerkezlerle Afşarlar arasında sükunet olur ve Pınarbaşı ilçesi Potuklu
köyü sınır kabul edilir. Böylece devlet desteği ve beylerin de göz
yumması ile Razamazan-oğullarından bu yana Afşarların yurdu olan Uzun
yayla Çerkez-lere terk edilir.

Afşar Beyi Hacı Bey Fırka-i İslahiye'ye gelerek Uzunyayla'nın elden
çıkması ve yerleşmekte devlet emri olduğundan Sarız havalisine aşireti
ile yerleşmek istediğini belirtir. Böylece Afşarlar Kayseri yöresinde
Sarız, Pınarbaşı ve Tomarza ilçeleri, Adana'nın Tufanbeyli, Kozan,
Kadirli ilçelerin-de yerleştirilir. Yeni köyler, kasabalar kurulur.
Nüfus kütüklerine geçerek ilk defa resmen Osmanlı vatandaşı olurlar.
Arazi tapuları ise bundan sonra verilmeye başlandı.

Sırkıntı aşiretine gelince, onlar Çukurova'da kışlar, İnderesi'nde
yaylaya çıkarlardı. Sırkıntılılar, henüz 1859'da Kozan-Oğullarının
idaresi altında zulüm gördükleri için ziraatla uğraşmak istediklerini
bildirerek is-kanlarını istemişlerdi. Fırka onları kışlaklarına iskan
etmiş ve bir çok köyler kurmuşlardı. Sırkıntılılar, Sarıçam ile Ceyhan
nehri arasında 18 köyde yaşamaktadırlar ve Tepecikören köyü bey köyüdür.


Fırka-i İslahiye ile Türkmenlerin son savaşı 1877'de Kilken Çayı ile
Akdeğirmen (Kozan Barajı kuzeyi) tarafında oldu. Türkmenler 75 ölü ve
200 yaralı verirken Fırka görevlisi Akif Paşanın tek ölmüş adamı yoktur.


Fırka-i İslahiye'nin bu iskan hareketi bazı zararlar doğurmasına rağmen
başarılı olmuş ve devir için faydalı hizmetler görmüştür. Bölgedeki
aşiretlerin çoğu zorluklarla karşılaşılsa da başarıyla yerleştirilmiş,
kimi aşi-retler de kazanılarak iskana kolaylık göstermelerine sebep
olmuştur. Üste-lik, daha önce yerleşik hayata geçen bazı aşiretlerin
hayat seviyelerini yük-selmesi aşiretlerin bir kısmını iskana
yönlendirmiş ve Fırka'nın gelmesinden çok önce yerleşmek için baş
vuranlar da (Kırıntılı ve Sırkıntılılar) olmuştur. Böylece yerleşilen
bölgeler şenlenmiş, ziraat gelişmiş ve kargaşa sona er-miştir. Kurulan
kasabalar zamanla gelişerek günümüzde önemli merkezler haline gelmiştir.
Islahatın bazı hataları yüzünden bölgeyi terk eden (genel-likle Halep
ve çevresine kaçmışlardır) aşiretler de olmuştur. İskan sırasında konar
göçerlerin hayvan otlatmalarına bakılarak iskan sahasında mera
bulmalarına dikkat edilmiş, kendi istedikleri yerlere yerleşmelerine
rıza gösterilmiştir. Ancak fırkanın bu hoş görünüşü Afşarlardan
esirgediğini görüyoruz. Onlar nüfus bakımından diğer Türkmenlere nazaran
daha kala-balık olmalarına rağmen, dağlık, dar ve verimsiz bölgelere
yerleşmek mec-buriyetinde kalmışlardır. Toplu olarak ise Kayseri'nin
Pınarbaşı, Sarız ve Tomarza ilçeleri ile bunlara bağlı yüz civarında
köye yerleşmişlerdir. Yayla yöresine yerleşenlere Çukurova'ya inmek;
Çukurova'ya yerleşenlerin ise yayla yörelerine gitmeleri yasaklanmıştır.

██████████████████████████████████████████████████████████████████

avatar
sonsuzluk38
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 593
Kayıt tarihi : 13/05/09
Yaş : 46

puan
yeni oyun yeni oyun:
100/100  (100/100)
puan puan:
30/30  (30/30)
oyun zar atmaca: 30

http://turkforumtr.turkforumpro.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: AVŞAR KİMLERDİR VE TARİHİ

Mesaj tarafından sonsuzluk38 Bir Cuma Nis. 16, 2010 11:20 am

Prof. Besim Atalay bu konuda şunları söylüyor.

"Kuru iskan imha demektir. Asırlardan beri alışılan bir hayat tarzı
birden bire değiştirilemez. Bunlar derece derece iskan ve ıslah
edilmeleri gerekirken bu yapılmadı. Üzerlerine asker çekildi. Ordu sevk
edildi. Topa tutuldu. Obaları, yaylaları, kışlaklar yakıldı, yıkıldı,
beyler kurşuna dizildi. Kadın ve çocuklar öldürüldü. Gelinler esir
edildi. Neticede Türklük dağıtıldı. Türklüğü üç büyük kıtada hakim kılan
bu sevimli babayiğitlerle beraber ocakları, koyunları, hayvanları
mahvolup gitti."

Ünlü ozan Dadaloğlu da bu olayı şöyle anlatıyor :

"Derviş Paşa, yaktı yıktı elleri
Soldu bütün yurdumuzun gülleri
Karalar giydik te attık alları
Altınımız geçmez akça tunç oldu"

19.yy'da Anadolu'yu gezen Avrupalı gezginler yoksul fakat asil ruh-lu ve
namuslu Türk milletinin fena idareciler elinde mahvolduklarını
söylü-yorlardı.

200 yıla varan iskan siyaseti sonucu Afşarlar, en son Kayseri'ye
yerleşmişlerdir. İskanda Adana'da iki Afşar köyü kurulmuştur. Amber Ağa,
obası ile Fırkaya gelerek yerleşmek istemiş böylece Amberin-arkı köyü
kurulmuştur. Diğeri ise Azaplı köyüdür. Uzunyayla'ya gelince burada
sade-ce bir tek Afşar köyü yerleşmiştir. Şarkışla'ya bağlı Kapaklıpınar
köyü. Af-şarların geri kalan bakiyeleri ise Adana'nın Tufanbeyli, Kozan
ve Kadirli ilçelerinde yerleşmiş, bir kısmı Maraş ve Sivas dolaylarına
bir kısmı da İsla-hiye bölgesinde ve Hatay'da yerleşmişlerdir. Onlar bu
son iskandan önce sürüldükleri Yozgat ve Kırşehir'de kalarak köyler
kurmuşlardır. Ankara ve Kırıkkale çevresinde de Avşarlar önemli izler
bırakmışlardır.

Afşarlar, Anadolu Türkmenleri içerisinde en geç yerleşmeye razı
ol-duklarından, Toros Dağları'nın verimsiz topraklarında, diğer yerleşik
nüfusa nispeten fakir düşmüşlerdir. Reform ordusu, Afşar aşiret ruhunu
silmek, göçebelik döneminin kötü hatıralarını yok etmek için; yerleşik
hayatta köy-lü olarak sulh içinde üretim hayatına geçmelerini uygun
görmüştür. Diğer yanda Sivas, Maraş havalisinde Ermenilerin çoğunlukta
bulunduğu yerleşim merkezlerinin arasında; Saimbeyli'den öte
Kayseri-Sarız arasında; Afşar ismiyle değil, Afşar oba ve aile
isimlerine göre köylerde oturmalarına, dola-yısıyla kümelenip il
tutmalarına izin verilerek Ermeni isyanlarına karşı bir güvenlik unsuru
olmaları düşünülmüştür.

Devlet, Afşarlara hesap yapmadan, el işaretiyle sadece bölge gös-tererek
onlara yerleşmelerini istemiştir. O sebepten iskanın ilk 10-15 yılı
oldukça karışık geçmiştir. Akraba olanlar, aynı obadan olanlar,
aralarında özel dostluklar bulunanlar aynı köye veya birbirlerine yakın
köylere yerleş-tirilmişlerdir. Yeni kurulan köylerin isimleri de bu
zamanlarda verilmeye başlanmıştır. Fakat devlet tarafından aşiret
ismiyle anılan köy ve mahalle kurmaları yasaklanmıştır. Bunun en büyük
amacı ise, göçerliklerini, yani Afşar Türkmeni olduklarını
unutturmaktır.

"Yabanlu Pazarı" adlı çalışmasını yaparken Avşarların yaşadığı köy-leri
gezen rahmetli Prof. Faruk Sümer aynen şunları yazmıştı. "Ne Afşarlar
uğradıkları haksızlıkları Cumhuriyetten önceki hükümetlere
anlatabilmişler, ne de hükümetler onların meselelerini
anlayabilmişlerdir. Bu yüzden Avşar-ların mağdur durumları bugüne kadar
sürüp gelmiştir. Bey aileleri de boy-daşları gibi yoksul bir duruma
düştükleri için töre korunamamış ve eski bir söz ile -her ev bir Kara
Han- gibi olmuş yani töreleri çiğneyerek başına buyruk hareketler
başlamıştır. Bunun sonucunda kendi aralarında sık sık çıkan üzüntü
verici hadiseler bugüne kadar sürüp gelmiştir. Komşularından onlar
hakkında menfi sözler işitilmesinin sebeplerinden biri de herhalde
budur. Ancak Afşarları küçümseyen mağrur komşuları onların evlerini gece
yarısında bile gelen en yoksul yolculara açtıklarını ve yoksul ev
sahiplerinin yarım ekmeklerini bir daha karşılaşmayacakları konuklarına
yedirdiklerini itiraf etmişlerdir. Böyle bir hareket yüksek bir insanlık
duygusuna sahip olmakla ilgili değil midir ? "

Bu karışık dönemin ardından Afşarlar yaylada ilk kışlarını geçirmeye
başlamışlar; ilk birkaç yıl içinde hastalıktan soğuktan ölenler ve telef
olan hayvan sürüleri oldukça çoktur. Duvar ustası, demirci, kalaycı
gibi zanaat-karları Saimbeyli Ermenilerinden sağlamışlardır. Sabanla
çift sürmeyi, ekin biçmeyi, tırmık çekmeyi ve bostan ekmesini ise 93
muhacirlerinden öğ-renmişlerdir.

İskandan sonra 1877-78 Türk-Rus savaşına (93 Harbi) katıldıklarını ve
çok sayıda şehit verdiklerini görüyoruz.

Türk İstiklal Harbi esnasında Afşar vatanseverlerinin, Toros
Dağla-rı'nda kümelenmelerinden dolayı ortaya koydukları kahramanlık
hareketleri milli iradenin eşsiz örnekleri arasındadır. Onlar Enver Paşa
komutasında Sarıkamış harekatına katıldıkları gibi güney cephesinde de
Osman Tufan Paşa'ya yardımcı olmuşlardır. Tufan Paşa "Afşar aşireti
temiz bir Türk kabi-lesi olup Aziziye mıntıkasında ziraatçılık yapar,
silahını iyi kullanır, kuvvetli bir aşiretti." diyor. Afşarlar,
Toroslarda Ermeni ve Fransızlara karşı Gizik Duran emrinde de
savaşmışlardır. Onlar bu savaşlarda bütün varlarını-yoklarını harcayarak
tamamen fakir düşmüşlerdir. Milli Mücadele yıllarında merkeze yazılan
bir raporda ; "Aziziye Kazasının 70 köyünü halis Türk olan Afşarlar'ın
teşkil ettiği, bunların Kozan hududunu oluşturan Sarız nahiyesi ile
Toklar ve Pazar-viran'da sakin oldukları, son harpte varlarını yoklarını
verdikleri ve bundan dolayı tam manasıyla fakir düştükleri, koyunculuk
ve ziraatçılıkla uğraştıkları, hayvanlarını en yakın çıkış yeri olan
Çukurova'ya indirerek satmak zaruretinde oldukları" belirtilerek,
devamla şöyle denmek-tedir : "Bu bölgenin ticaret ve geliri Adana ve
Maraş Pazarlarına dayandığı için ve buralar işgal altında olduğundan,
her ne kadar Gürün, Aziziye, Da-rende, Malatya, Kayseri halkı tamamen
halis Türk'te olsa, menfaatlerini Devletin gözetmesi lazımdır, yoksa
bölge halkının devlete bağlılığı sözde kalır". Afşarların bu derece
Kuva-yı Milliye hizmetinde bulunmaları; on-ların şecaatinin yerleşik
hayata geçişte, mili kahramanlığa dönüşmesi ola-rak görülebilir.

██████████████████████████████████████████████████████████████████

avatar
sonsuzluk38
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 593
Kayıt tarihi : 13/05/09
Yaş : 46

puan
yeni oyun yeni oyun:
100/100  (100/100)
puan puan:
30/30  (30/30)
oyun zar atmaca: 30

http://turkforumtr.turkforumpro.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: AVŞAR KİMLERDİR VE TARİHİ

Mesaj tarafından sonsuzluk38 Bir Cuma Nis. 16, 2010 11:20 am

İskandan sonra günümüze değin geçen süre zarfında köylerde ta-rım ve
hayvancılıkla geçinmeye çalışan Afşar Türkmenleri, dağ köylüleri olarak
ihmal edilmiş ve yoksulluğa terkedilmişlerdir. 2500 yıldır Türk ismi-nin
ulaştığı her yere giderek devletler ve hanedanlıklar kuran, Türk'ün
ada-letini Sirderya ve Mısır arasındaki bütün bölgelere götüren,
Anadolu'yu Türk ve İslamlaştırmada en büyük gayreti gösteren aşiret
sanki bunlar değil. Bin yıl evvel Orta Asya'da nasıllarsa, Anadolu'da da
aynı kalmışlar, geleneklerini ve kültürlerini çok iyi şekilde muhafaza
etmişler, taklit ve yozluğa sapmayarak Türkmenliklerini, Yörüklüklerini
korumuşlardır. Bunun en güzel örnekleri Avşarlarda yaşayan ve Orta
Asya'ya bağlılıklarını göste-ren bir takım atasözleridir. Tomarza'nın
Taf (şimdi Dadaloğlu kasabası) köyünden Beşir Önder'den derlenen bu
sözlerde Türkistan'da yaşayan bazı Türk boy ve yer adlarının geçmesi
dikkate şayandır. Bu atasözlerinin bazı-ları halen köylerde
hatırlanmaktadır. Bir misal olması bakımından bu ata-sözlerini buraya
alıyoruz.

"Hunlu ettin, ünlü ettin (Hun Türklerine işaret ediliyor). Oğuzluyam,
yavuzluyam. Oğuzlardanım (Soy şuuru). Yasa pese (emre itaat). Eğreğimde
Gökbüre (Gökbörü, eski Türkçe'de Bozkurt demektir). Ergonem var, erginem
var (anlamı durak yerlerim, delikanlılarım var. Ergenekon adıyla
benzerliğine dikkat edin). Otaklı, ötekli (Oturacak yeri, söz
söyleye-cek insanı var. Otağ, hükümdar çadırına denirdi). Gonca
güllüyüm, Beğdilliyim. Şoru Beydilli, boyu bozkurt (Şor - söz).
Beğdilli, dili ballı (bi-lindiği gibi Beydililer, Yıldız Han soyundan
olup Avşarın küçük kardeşidir). Dili ballı bozkurt. Haycı Nogaycı
(Yaygaracı insanlara denir). Özbek özbek (Pek arzu sahibi). Kınıklı,
konuklu (Misafir seven insan için söylenir). Allı ol, kaylı ol (İyi
giyin demektir. Kayı boyu kastediliyor). Soylu Kaylı (asil kişi).
Aral'dan Tural'a (Her yere yol gider). ******'da su arar (olmayacak işin
peşinden gidenlere denir). Harzem'de hazinem (fakirliğine bakmayıp söz
edene denir). Çin başı bir akça (değersiz iş için söylenir). Yolumuz
Tibet'e (zor ve kötü iş, kötü insana iş düşünce söylenir). Hazer'den
kaçar, bezere gider (işini bilmeyen şaşkın). Havran eniği, gökbörüğü
(Avşarlarda eskiden nineler torunlarının saçlarını böyle söyleyerek
okşar ve severlermiş). Kar-deş gibi yaren Turan gibi yayla olmaz.

Ancak, 1923'te yeni Türk Devleti'nin kurulmasıyla birlikte Türk
Mil-leti'nin her alanda gelişmesi için yoğun bir program uygulanmaya
başlandı. Bu programlardan birisi de Avşar Türkmenlerini yakından
ilgilendiren Köy Enstitüleridir. Çünkü bu enstitülerden biri Kayseri'nin
Pınarbaşı ilçesine bağlı Pazarören kasabasında açılmıştı. Enstitü,
Avşar Türkmenlerinin sos-yal, ekonomik, kültürel ve eğitsel alanda
gelişmesine zemin hazırlamıştır. Burada kısa da olsa Köy Enstitüleri ile
ilgili bilgi vermek yerinde olacaktır.

Avrupa feodal yapı içinde kıvranırken Osmanlı geliştirdiği özgün toprak
düzeni sayesinde çağının en ileri ekonomik ve toplumsal düzenini
yaşıyordu. Tımar adıyla bildiğimiz toprak sisteminde elde edilen gelir
halka tımarlı sipahi tarafından dağıtılıyordu. Üstelik devlet bu döner
sermaye sayesinde ordusunu da finanse ediyordu. Ancak, Avrupa yeni
şartların ge-tirdiği olgular sayesinde Feodalizmden uzaklaşıp
uluslaşmaya ve sanayi-leşmeye başladığında Osmanlı hala geleneksel
kurumlarıyla ayakta kalma-ya çalışıyordu. Avrupa'daki gelişmeler
karşısında direnemeyip sonunda pes eden Osmanlı geleneksel düzeni,
merkezi otoritenin gücünü yitirmesine yol açmış ve böylece tımar
topraklarında feodal özellikler taşıyan ağa, ayan, eşraf gibi yerel
güçlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. 1808 yılında imzalanan
"Sened-i İttifak" ile devlet, mültezim ve mukataa gibi devletten
aldıkları resmi unvanlarla halk üzerinde gerçek bir güç haline gelen ve
dev-let topraklarını ele geçiren bu kişilerin feodal haklarını ve
özerkliklerini ta-nımış oluyordu. Bu olay, Osmanlı'nın sanayileşmesini
ve millileşmesini en-gellemiştir. Osmanlı Devleti'nin dine dayalı
"Millet Sistemi"ni uygulamış olması da millet olma yolunda büyük bir
engel teşkil etmiştir ki Kurtuluş Savaşı yıllarında yüce önder ******
ve arkadaşları bunun sancılarını çok çekmişlerdi. Yakup Kadri'nin Yaban
adlı romanında anlattığı aşağıdaki olay bu açıdan önemlidir.

"-Biliyorum beyim, sen de onlardansın emme…
-Onlar kim?
-Aha, Kemal Paşa'dan yana olanlar.
-İnsan Türk olur da, nasıl Kemal Paşa'dan yana olmaz?
-Biz Türk değiliz ki, beyim.
-Ya nesiniz?
-Biz İslamız Elhamdülillah…O senin dediklerin Haymana'da yaşarlar."

Türk köylüsü ağası nerede ise orada bulunmuş, böylece Milli Mücadele
yıllarında ve cumhuriyet devrinde bir çok iç isyan çıkmıştır ki
günü-müzde Kürt isyanlarının temelinde de doğunun bu feodal düzeni
yatmakta-dır.

Cumhuriyeti kuran kadro, bu gerçeğin farkındaydı. Bu yüzden milletleşmek
ve sanayileşmek için Türk toplumunun eğitilerek ağa, şeyh, a-yan,
eşraf, aşiret reisi, din adamı gibi halk üzerinde baskı kuran
unsurlar-dan yani feodal yapıdan kurtulmasını amaçlamışlardır. Ancak
yüzyıllardır, kendi kendini yönetmesini bilmeyen halk kitlelerinin bir
anda hayatla yüzyüze kalmalarının doğuracağı sosyal, ekonomik, siyasi
sıkıntılar ve karmaşalar olacaktı. Köy Enstitüleri ve buradan yetişen
elemanlar, Türk köylüsünün karşılaşacağı teknik konular ve
işletmecilikteki eksikliklerini giderebilirler ve ağalığın tasfiyesi
sonucu toprak reformu için deney ka-zanmış gerekli eğitim kadrosunu
yetiştirebilirlerdi. Ayrıca toplumun sosyal ve kültürel gelişimine de
büyük katkıda bulunabilirlerdi.

İşte Köy Enstitüleri bu fikirler doğrultusunda kurulmuş eğitim
yuva-larıydı. Buralarda eğitim görmüş 17.000 öğretmen ve bunların
yetiştirmiş olduğu yüzbinlerce köy çocuğu ülkemizin gelişimine katkıda
bulunmuştur. Bu sayede belki hiç okuma şansı bulamayacak olan binlerce
akademisyen, bürokrat, işadamı, ozan, yazar… yetişti (Enstitülerin daha
sonra siyasete bulaşarak amacından saptığını ve kapatıldığını biliyoruz.
Bu husus konumuz dışında olduğu için burada bahsetmeyi yararlı
görmüyoruz). 1937 yılında Köy Öğretmen Okulları adıyla kurulan ve 17
Nisan 1940 yılındaki yasayla adı Köy Enstitülerine çevrilen bu yerlerden
birisi de Kayseri'nin Pazarören kasabasında 1940'ta açılan Pazarören
Köy Enstitüsü'dür. Enstitülerin kuru-luş yerlerinin seçilmesinde
bölgenin toplumsal, ekonomik, kültürel özellikle-ri önemli rol
oynamıştır. Buradan çıkaracağımız sonuç şudur. Enstitünün Avşar muhiti
olan Pazarören'de açılması bölgedeki Avşarların toplumsal ve kültürel
geçmişleri ve büyüklükleriyle ilgilidir. Ekonomik açıdan bakıldığında
ise bölgenin ve bölgenin en önemli unsuru olan Avşar Türkmenleri'nin
Os-manlı'dan bu tarafa ihmal edildiğinin ve yoksulluğa terk edildiğinin
de en belirgin göstergesidir.

Köy Enstitülerinin açılmasında büyük emeği olan İsmail Hakkı Tonguç,
Pazarören ile ilgili izlenimlerinde şunları söylüyordu.

"Okulu, köyü ve civarı gezdik. Suları bol, ufukları çok geniş ve etra-fı
Torosların temadisi karlı dağlarla örtülü… Uzun yayla suları bol,
çayırları çok, toprağı cömert ve dünyanın en güzel atlarını yetiştiren
bir muhit oldu-ğu halde burada yaşayan insanları bu kadar yoksul düşüren
sebepler ne-lerdir? Köylülerin durumları, Avşarların adetleri, köy
okullarına karşı göste-rilen alakanın sebepleri, bu mevkiin kış ve yaz
aylarındaki hususiyetleri, vergiler, aşarın kaldırılması, davarcılık,
atçılık gibi mevzuları didikledik… Muhiti iyi tanıyan arkadaşlarla
toplandık. Araziyi, suları, iklim şartlarını, yolları, münakale ve
muhabere, iaşe bakımından irtibat meselelerini teker teker mahalli
realitelerle temas ede ede inceledik. Hava iyi, su çok bol ve ileride
elektrik istihsaline imkan verecek mahiyette idi. Yol Orta Anadolu'yu
Maraş üzerinden cenubi Anadolu'ya bağlayacak esaslı şoselerden biri
ola-caktı. Onun için burayı her bakımdan Orta Anadolu'da açılacak
enstitüler-den birisi için en münasip yer olarak seçtik."

Pazarören Köy Enstitüsünde yetişen bir çok Avşar genci, içinden çıktığı
toplumu kalkındırmak ve geliştirmek için mücadele etmiş ve hizmet-lerde
bulunmuştur. Ancak Köy Enstitülerinin uzun ömürlü olmaması bu gelişimi
akamete uğratacaktır. Uzun süren bir dönemin ardından Avşar
Türkmenlerini ekonomik olarak rahatlatacak yeni bir gelişme olmuştur.
Bu, 1960'ların sonunda başlayan Avrupa'ya işçi göçüdür.

Özellikle 1970'li yıllarda çok sayıda insanımız Avrupa'ya işçi olarak
gitmiş ve bu sayede iktisadi durumları da eskiye nazaran hissedilir
ölçüde düzelmiştir. Gerek Avrupa'da tanınan teknik gelişmişlik, gerekse
ekonomik rahatlama kültürel, siyasi ve eğitsel olarak kendini göstermiş,
yüksek tahsil yapanların çoğalmasına ve bürokraside de varlıklarını
hissettirmelerine yol açmıştır. Bu satırların yazarı da Hollanda'ya
gitmiş bir işçi ailesinin çocuğu-dur. Ancak, burada bir sorunla da karşı
karşıyayız. Milli bir politika gütme-yen hükümetlerin işçi ailelerini
ihmal etmesi, kültürel olarak destekleme-mesi ve onları sadece ülkeye
döviz getiren kişiler olarak algılaması, Avru-pa'da doğup büyüyen yeni
kuşakların önemli bir kısmının dini ve milli ola-rak özüne
yabancılaşmasına ve kültürel olarak asimile olmalarına yol aç-mıştır ve
açmaktadır. Umarız bundan sonra bu mesele hakkında ciddi ted-birler
alınır.

Diğer taraftan ülkemizi büyük bir kaosa ve neredeyse iç savaşa
sü-rükleyen, 1970'lerde başlayıp şiddetini artırarak 1980'e kadar süren
terör döneminde yıkıcı ve bölücü akımların saflıklarından dolayı çok az
da olsa kimi gençlerimizi kandırdığı olmuşsa da; hangi görüş ve partiden
olursa olsun Avşar Türkmenleri hiçbir vakit milli ruhlarından ve
Türklüklerinden taviz vermemişlerdir. Bu açıdan diğer Türk boylarına da
örnek olmuşlardır. Rahmetli Prof. Dr. Faruk Sümer; Avşar Türkmenleri'ne
hayranlığını her fırsatta dile getiriyordu ve Türkmen boyları arasında
boy şuuruna sahip tek Oğuz - Türkmen boyu olarak da Afşarları
gösteriyordu.

Fakat bilhassa son 10 yıl içerisinde Türkiye'de meydana gelen bü-yük
değişme ve yozlaşma Avşar Türkmenlerini de tehdit etmektedir. Bil-hassa
özentiyle başlayan bu kültür yozlaşması, Avşar kocalarının tedbirler
almaması durumunda büyük bir çöküntüye doğru gidebilir. Fakat her şeye
rağmen Türklüklerinden ve törelerine olan bağlılıklarından taviz
vermesinin de beklenmeyeceğine inanmaktayız.

Günümüzde en yoğun olarak bulundukları Kayseri'de çok büyük bir güç
halinde ağırlıklarını koymuşlardır. Kayseri'de Dadaloğlu Vakfı ve
Dada-loğlu Derneği, konferanslar, sempozyumlar ve diğer kültürel
faaliyetlerde bulunarak Afşar Türkmenleri arasında birlik ve beraberliği
oluşturmaya çalışmaktadırlar. Dadaloğlu Vakfı'nın sempozyumları artık
milletlerarası seviyede yapılmaktadır ve yurdumuzun seçkin ilim
adamlarının yanında Türk dünyasının da önde gelen isimleri de bu
sempozyumlara katılmakta-dır. Her yıl Eylül ayının ilk haftasında
Tomarza İlçesi Dadaloğlu (Özlüce, Taf) Kasabası'nda ve Aslantaş köyü
civarında bulunan Berçin yaylasında Dadaloğlu Şenlikleri
düzenlenmektedir. Aynen eski zamanlarda yaşadıkları gibi ve halen Orta
Asya'da yaşatılan gelenekler gibi Türkiye'nin bir çok yerinden Afşar
Türkmenleri buraya akın edip birbirleriyle kaynaşma imkanı
bulmaktadırlar. Yine Adana'da bulunan Avşar Kültürünü Araştırma Derneği
de (AKAD) yörede faaliyetlerde bulunmaktadır.


Günümüzde Kayseri, Sivas ve Maraş bölgesinde yaşayan Avşarla-rın, alt
obaları şunlardır :

Beyler
1. Toplular
2. Kara Recepler
a) Arap Hasanlar
b) İbrahim Beyler
c) Hacı Mustafalar

Bozlar
1. Halloğulları
2. Kara Şeyhli
3. Koca Nallı
4. Kıllılar
5. Karabudak
6. Deller (Ak ve Kara)

██████████████████████████████████████████████████████████████████

avatar
sonsuzluk38
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 593
Kayıt tarihi : 13/05/09
Yaş : 46

puan
yeni oyun yeni oyun:
100/100  (100/100)
puan puan:
30/30  (30/30)
oyun zar atmaca: 30

http://turkforumtr.turkforumpro.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz