PAYLAŞIMDA TEK ADRES


Forumdan Yararlanmak için üye olunuz.Üye olmak veya Giriş yapmak için aşağıdaki butonları kullanabilirsiniz.






BÜYÜK TÜRK SOYU

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

BÜYÜK TÜRK SOYU

Mesaj tarafından sonsuzluk38 Bir Paz Haz. 06, 2010 9:23 am

BOZKURTLARIN DİRİLİŞ DESTANI’NDAN

Ta ezelden hür milletiz,
Soyu-sopu gür milletiz,
Kandan, candan bir milletiz,
Bir temel, bir duvar, bir taş

Alevî, Sünnî, Kızılbaş!

Aynı mayadan yoğrulur,
“Türk”, “Türkmen” diye çağrılır
Aynı kıbleye doğrulur…
Secdeye konan aynı baş

Alevî, Sünnî Kızılbaş!

Dedemiz bir. Torunlarız,
Dün, bugün, ve yarınlarız
Yüceleriz, derinleriz…
Yunus Emre, Hacı Bektaş

Alevî, Sünnî Kızılbaş!

Oğuz’un yirmi dört boyu,
Yüce Türk’ün şanlı soyu,
Dede, baba, amca; dayı,
Bibi, teyze, bacı, kardaş..

Alevî, Sünnî Kızılbaş!

Olmaz aynılıkta huzur,
Olmaz münafıkta özür,
Olmaz karavaştan vezir…
ALKAEVLİ, KINIK, YAZIR
Bir temel, bir duvar, bir taş

Alevî, Sünnî Kızılbaş!

Soysuza verirsen değer
Döner ecdadına söğer…
Haydi, haykır Türk’sen eğer!
YAPARLU, DODURGA, DÖGER
Bir temel, bir duvar, bir taş

Alevî, Sünnî Kızılbaş!

Fitne, fesat., bir kör kuyu
Bir olmaktır Türk’ün huyu
Vatanımın kırk bin köyü
KARAEVLİ, BAYAT, KAYI
Bir temel, bir duvar, bir taş

Alevî, Sünnî Kızılbaş!

Gönlüm Küskün, bağrım ezik
Ne fidanlar düştü; yazık
Unutma ey sütü bozuk!
EYMÜR, SALUR, ÇEPNİ, KIZIK
Bir temel, bir duvar, bir taş

Alevî, Sünnî Kızılbaş!

Bu gök, bu deniz, bu hava,
Bu yayla, bu dağ, bu ova…
Kanımızla geldi tava!
ALAYUNTLU, BÜGDÜZ, YIVA
Bir temel, bir duvar, bir taş

Alevî, Sünnî Kızılbaş!

Birlikte bayrak açana,
Koş birlik andı içene..
Lanet birlikten kaçana!
ÇAVULDUR, İĞDİR, BEÇENE
Bir temel, bir duvar, bir taş

Alevî, Sünnî Kızılbaş!

Öz kardaşlar olmaz dargın
Dargın olsa, düşer yorgun
Haydi, ey YÜREĞİR, KARGIN!
Haykır gece, gündüz hergün:
Bir temel, bir duvar, bir taş

Alevî, Sünnî Kızılbaş!

Bir gövdede bir can yaşar
Çetin yollar dağdan aşar
Haydi, durma sen de başar..
BEGDİLİ, BAYINDIR, AVŞAR
Bir temel, bir duvar, bir taş

Alevî, Sünnî Kızılbaş!

Bilsin bunu ar edenler.
Söz, canına kâr edenler…
Soyunu inkâr edenler
Haram zadedir; ey kardaş

Alevî, Sünnî Kızılbaş!

( Niyazi Yıldırım GENÇOSMANOĞLU )


Türk Adı - Türk Soyu

Orta Asya - Türkler




Türk Milleti'nin tarihi
insanlık tarihi kadar eskidir. "Türk" sözü tarihin en eski çağlarından
beri kullanılıyordu ve belirli bir kavmin yada kavimler birliğinin adı
olarak mevcuttu.

Türklerin köklü ve çok zengin bir tarihe ve
kültüre sahip olması nedeniyle birçok bilim adamı "Türk" adının nereden
geldiği hakkında araştırmalar yapmış, bu araştırmalar neticesinde Türk
adı ilk defa MÖ. XIV. yy'da "Tik" veya "Tikler" adıyla geçmeye
başlamıştır. Diğer bir görüşe göre ise Türk adı MÖ. XIV. yy'dan öncede
varolduğudur. Zira Türk ırkının tarihi insanlığın tarihi kadar eskidir.
Bu gerçeği kavmi ve milli mitolojilerde ve tarihi oluşumlarda izah eden
eski kayıtlarda görmek mümkün olmaktadır.[/color]



[b][Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]




TÜRK ADI
Türk ırkının çok eski olması nedeniyle
Türk adının nerden geldiği hakkında birçok iddia ve görüşler ileriye
sürmüşlerdir. Buna göre,

• Heredotos'un doğu kavimleri arasında
zikrettiği “TARGİTAB”lar.
• İskit topraklarında doğdukları söylenen
“TYRKAE”ler
• Tevrat’ta adı geçen “TOGARMA”lar.
• Eski Hint
kaynaklarında tesadüf edilen “TURUKHA”lar veya “THRAK”lar
• Esiki Ön
Asya çivili metinlerinde görülen “TURUKKU”lar.
• Çin Kaynaklarında
MÖ. I.yy'da rol oynadıkları belirtilen “TİK” veya “Dİ”ler

Bizzat
"Türk" adını taşıyan Türk kavimleri olarak gösterilmektedir.

İslam
kaynaklarında yer alan İran menşeli "Zend - Avesta" rivayetleri ile
İsrail menşeli "Tevrat" rivayetleri de Nuh Peygamber'in torunu olan
“Yafes”in oğlu "Türk" ile İran rivayetlerindeki “Feridun”un oğlu "Türac"
veya "Tur"un soyu Türk adını taşıyan ilk kavim olarak gösterilmek
istenmiştir.

"Avesta"da yer alan "Ebül Beşer"den, "Cemil" ve oğlu
"Feridun"dan bahsedilmektedir. Feridun ülkesini “Salm”, “Irak” ve
“Turak” (Türk) ismindeki üç oğlu arasında pay etmiştir.

- Salm’a
bugünkü İran ve havalisi,
- Irak'a bugünkü Irak ve havalisi,
-
Turak'a ise Orta Asya ve Çin havalisi düşmüştür.

Feridun ölünce
Irak, Salm'a saldırarak İran ve havalisini almış, daha sonra Turak'a
saldırmıştır.

Irak, Turak'ı yenememiş, savaş bunların torunlarına
uzanana dek senelerce sürmüştür. Sonunda Turak'ın torunu "Afrasyap"
Irak’ın torunu "Muncihir"i mağlup ederek, Ceyhun nehri sınır kabul
edilen bir anlaşma yapmıştır. Bu tarihten sonra Ceyhun nehri doğusunda
"TURAN", batısına da "İRAN" denmiştir.

Tevrat rivayetlerinde ise
Nuh tufanından sonra Nuh peygamber dünyayı üç oğlu arasında pay etmiş,
Yafes'e Orta Asya ve Çin ülkeleri düşmüş,Yafes ölürken tahtını sekiz
oğullarından biri olan "TÜRK"e bırakmıştır.

Görülmektedir ki Hz.
Adem devrine yakın zamanlarda “Turak” (Türk)'den, İran-Turan savaşları
ve “Alp Er Tunga” gibi büyük bir Türk Başbuğundan ve “Saka İmparatorluğu
Kağanı”ndan bahsedilmektedir.

Yukarıda mitoloji ve tarihi
kayıtlar içerisinde yer alan "Türk" kelimelerinden, Türk adının ne kadar
eski olduğu ortaya çıkmaktadır.

MÖ XIV. yy'da yer alan "Tik"ler
ile dünyada mevcut olan medeniyetlerin en eskisi olan MÖ. VII. yy. da
Orta Asya'da kurulan "Anav medeniyeti” de Türkler tarafından kurulmuştu.


O halde Türkler;

• MÖ. XIV. yy'da “Tik”ler,
• MÖ.
VII. yy'da “Anavlar”,
• MÖ IV yy'da “Sakalar” ile tarih kayıtlarında
yer almaktadır.

Türk kelimesinin yazılı olarak kullanılması ilk
defa MÖ.1328 yılında Çin tarihlerinde "Tu-Kiu" şeklinde görülmektedir.

MÖ.
I. yy'da Roma'lı yazarlardan biri olan “Pompeius Meala”nın Azak Denizi
kuzeyinde yaşayan halktan "Turcae" olarak bahsetmesi ile ilk defa yazılı
olarak karşılaşıyoruz.

Türk adının tarih sahnesine çıkışı MS VI.
yy'da kurulan “Kök-Türk Devleti” ile olmuştur. Orhun kitabelerinde yer
alan "Türk" adı daha çok "Türük" şeklinde gösterilmektedir. Bundan
dolayı Türk kelimesini Türk Devleti'nde ilk defa resmi olarak kullanan
siyasi teşekkülün Kök-Türk imparatorluğu olduğu bilinmektedir.
Kök-Türkler'in ilk dönemlerinde Türk sözü bir devlet adı olarak
kullanılmışken, sonradan Türk Milletini ifade etmek için kullanılmaya
başlanmıştır.

MS. 585 yılında Çin İmparatoru'nun Kök-Türk Kağanı
“İşbara”ya yazdığı mektupta "Büyük Türk Kağanı" diye hitap etmesi,
İşbara Kağan'ın ise Çin İmparatoruna verdiği cevabi mektupta "Türk
Devleti'nin Tanrı tarafından kuruluşundan bu yana 50 yıl geçti"
hitapları Türk adını resmileştirmiştir.

Kök-Türk yazıtlarında
Türk sözü daha çok "Türk Budun" şeklinde geçmektedir. Türk Budun'un ise
Türk Milleti olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla Türk adı bu dönemlerde
bir topluluğun veya kavmin isminden ziyade, siyasi bir mensubiyeti
belirleyen bir kelime olarak görülmektedir. Yani Türk soyuna mensup olan
bütün boyları ve toplulukları ifade etmek üzere milli bir isim haline
gelmiştir.


Türk'ün Manası

Türk adına çeşitli
kaynak ve araştırmalarda türlü manalar verilmiştir. Çin kaynakları
“Tu-küe” (Türk)'ü miğfer olarak, İslam kaynakları ise ses benzetmesine
dayanarak terkedilmiş, olgunlukçağı ve benzeri manalar vererek yeni
anlamlar üretmiştir.

XIX. asırda “A.Vambery”nin ilmi izaha yakın
olan fikrine göre ise Türk kelimesi "TÜREMEK"ten gelmektedir. “Ziya
Gökalp” bunu "TÜRELİ" yani kanun ve nizam sahibi olarak açıklamıştır.

Ancak
Türk sözünün cins isim olarak "GÜÇ-KUVVET" manasında olduğu, buradaki
Türk kelimesinin milletin adı olan "Türk" kelimesi ile aynı olduğu
“A.V.Le Coq” tarafından ileri sürülmüştür. Bu iddia Kök-Türk
kitabelerinin çözücüsü olan “V.Thomsen” tarafından kabul edilmiş, aynı
iddia “G.Nemeth”in tetkikleri ile de ispat edilmiştir.

Ayrıca
Türk kelimesinin cins isim olarak "ALTAYLI" (Ceyhun ötesi Turanlı)
kavimlerini ifade etmek üzere 420 yıllarına ait bir Pers metninde, daha
sonradan 515 hadiseleri dolayısıyla "Türk-Hun" (Kudretli-Hun) tabirleri
de geçtiği bilinmektedir.

İran kaynaklarında Türk sözü "Güzel
İnsan" karşılığında kullanılırken, XI. yy'da “Kaşgarlı Mahmut” "Türk
adının Türkler'e Tanrı tarafından verildiğini " belirterek, "Gençlik,
kuvvet, kudret ve olgunluk çağı" demek olduğunu bir kez daha
belirtmiştir.

Tarihçiler ise Türk kelimesinin "Güçlü-Kuvvetli"
anlamına geldiğini kabul etmektedirler


ZİYA GÖKALP - KAŞGARLI MAHMUT
Türk Soyu

Tarihte Türk ırkı
hakkında çeşitli tasvirler yapılmıştır. Çin, Latin ve Grek kaynaklarında
Türkler daha çok Moğol tipinde tasvir edilmişlerdir. Bunun sebebi ise
Türklerin tarih boyunca en çok temasının Moğollar'la olmasıdır. Moğol
kitleleri yıllarca Türklerin idaresinde yaşamış, göçlere, savaşlara
Türklerle beraber katılmışlardır. Bunun sonucunda bu kaynaklar Türk ile
Moğol tipini birbirine karıştırmıştır.

Son yarım asır içinde
yapılan ilmi çalışmalar ve araştırmalar sonucu Türklerin beyaz ırka
mensup bulundukları, yeryüzünde mevcut üç büyük ırk grubundan "Europid"
adı verilen grubun "Turanid" tipine mensup bulundukları anlaşılmıştır.
Kafa yapıları "Brakisefal" (yuvarlak kafalı)dır. Türklerin kendilerini
başta "Mongolid" Moğollar olmak üzere diğer topluluklardan ayıran
antropolojik çizgilere sahip oldukları tespit edilmiştir. Türklerin
hakim vasfı beyaz renk, düz burun, değirmi çene, hafif dalgalı saç, orta
gürlükte sakal ve bıyıktır.

Turan tipine örnek olan Orta Asya,
Maveraünehir ve diğer Yakın Doğu Türkleri beyaz tenli, koyu parlak
gözlü, değirmi yüzlü, endamlı, sağlam yapılı erkek ve kadınları ile
Ortaçağ kaynaklarında güzelliğin timsali olarak gösterilmiş, hatta İran
edebiyatında Türk sözü "Güzel İnsan" manasında kullanılmıştır.

Tevrat'ta
nakledilen bir rivayette ise Türk soyunun Ham ve Sam'dan değil,
“Yafes”den türemiş olarak beyaz ırktan geldiği gösterilmiştir.

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


Türk
Yurdu

Yeryüzünde 350 milyonu aşan sayıları ile çok geniş bir
bölgeye yayılan Türklerin ilk anayurdu'nun tespiti birçok bilim adamını
asırlarca meşgul eden büyük bir konu olmuştur. Bilim adamları ve
araştırmacılar yaptıkları çalışmalar sonucu Türklerin ilk Anayurdu ile
ilgili bir çok iddialar ortaya atmışlardır.

•Tarihçiler, Çin
kaynaklarına dayanarak Altay Dağlarını,
•Etnologlar, İç Asya'nın
kuzey bölgelerini,
•Dil araştırmacıları, Altaylar'ın veya Kingan
Dağları'nın doğu ve batısını,
•Kültür Tarihçileri, Altay-Kırgız
Bozkırları arasını,
•Sanat tarihçileri, Kuzeybatı Asya sahasını,
•Antropologlar
ise Kırgız Bozkırı-Tanrı Dağları arasını

ilk Türk Anayurdu
olarak iddia etmişlerdir.

Bütün bu araştırmalara göre ilk Türk
yurdunun kesin sınırlarını çizmek mümkün olmamaktadır. Zira Türklerin
ilk zamanlardan itibaren çok geniş bir sahaya yayılmaları bu tespitte
güçlük çıkartmaktadır.

Bununla beraber son yıllarda yapılan dil
araştırmaları ve yukarıda yapılan çalışmalar göz önüne alındığında , ilk
Türk yurdunun "Altay Dağları'ndan, Urallar'a kadar uzanan , Hazar
Denizi Kuzeydoğu Bozkırlarından,Tanrı Dağları'nı kapsayan çok geniş bir
bölge olduğudur."

Tarihi akış içerisinde meydana gelen göçler
sonucu Anayurtları'ndan çok uzak mesafelere ve geniş bir coğrafi alana
yayılan Türkler, bugün Balkanlar'dan doğuya Çin Seddi'ne, Kuzeyde
Sibirya Bozkırları'ndan Güneyde Horasan, Afganistan, Tibet'e kadar olan
bölgeleri yurt tutmuşlardır.


En son sonsuzluk38 tarafından Perş. Haz. 10, 2010 6:34 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

██████████████████████████████████████████████████████████████████

avatar
sonsuzluk38
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 593
Kayıt tarihi : 13/05/09
Yaş : 46

puan
yeni oyun yeni oyun:
100/100  (100/100)
puan puan:
30/30  (30/30)
oyun zar atmaca: 30

http://turkforumtr.turkforumpro.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: BÜYÜK TÜRK SOYU

Mesaj tarafından sonsuzluk38 Bir Paz Haz. 06, 2010 9:30 am

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

██████████████████████████████████████████████████████████████████

avatar
sonsuzluk38
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 593
Kayıt tarihi : 13/05/09
Yaş : 46

puan
yeni oyun yeni oyun:
100/100  (100/100)
puan puan:
30/30  (30/30)
oyun zar atmaca: 30

http://turkforumtr.turkforumpro.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: BÜYÜK TÜRK SOYU

Mesaj tarafından sonsuzluk38 Bir Paz Haz. 06, 2010 9:53 am

TÜRKLERDE DİN

Türkler, (en geniş anlamıyla, Kırgız, Özbek, Kazak, Türkmen, Tacik, Tatar, Çuvaş, Yakut, Saka, Azeri ve Anadolu Türkleri gibi) tarihin en asil, en soylu, en büyük ve en eski toplumlarından biridir. Bu uzun süreç içinde onlar, merkezini Altay çevresinin oluşturduğu, “batıda Aral gölü, doğuda Orhun ve Tuna ırmakları, Kuzeyde Lena Nehri’nin baş kısımları, İrtiş boyları ve orta Yenisey sahası; güneyde Talas-Sir Derya boylarına kadar geniş alanı kaplayan ve “Orta Asya” olarak adlandırılan bölgede yaşamışlardır. Bununla birlikte genelde göçebe bir karakter arzeden Türk toplulukları, sadece burada kalmamış, Orta Asya merkez kalmak üzere, Japonya, Filipinler ve Seylan adası dışında, Asya kıtasının hemen hemen her tarafına, Orta Avrupa içlerine; Mısır, Sudan dahil kuzey Afrika’ya kadar uzanmış, bütün bu coğrafya üzerinde oldukça hareketli bir hayat yaşamışlardır.”1

Bugünkü tarihî belgeler, Türklerin tarihlerinin ilk çağları hakkında çok açık bilgiler vermemektedir. Geçmişinin eskiliği , zengin gelenekleri, hareketli kudreti ve coğrafi konumunun ehemmiyeti, Türkleri, dünya tarihi içinde önemli bir mevkiye getirmiştir. Türkleri dünyada diğer toplumlardan farklı tanımaya sevkeden, onlara özel bir yer kazandıran değerlerin başında da din gelmektedir.

Türklerin tarihî geçmişleri için var olan bilgi yetersizliği, dini geçmişleri için de söz konusudur. Türklerin çoğunlukla göçebe hayatı yaşamaları, onların tarihleri hakkında ilk bilgilerin karanlıkta kalmasına, bir kısmının da komşularının onlar hakkında bize naklettiklerinden öğrenmemize sebep olmaktadır. Yabancı milletlerin bir başka milletin dini yaşayışı, inançları, örf ve âdetleri hakkında verdikleri bilgileri daima ihtiyatla karşılamak gerekmektedir. Bu konuda yetersiz olmakla birlikte bazı Türkçe kaynaklardan da yararlanma imkânı bulunmaktadır.

Tarih öncesi çağlardan beri, Türk kültürü ve dini, özellikle güneyden ve batıdan gelen etkilere maruz kalmıştır. Orta Asya’nın dini kültürü üzerinde Mezopotamya, İran, Çin ve Hint dinleri ile Tibet Lamaizmi, Hıristiyanlık, Maniheizm ve İslâm’ın etkisi söz konusu olmuştur. Fakat belirtilen dış etkiler, Türklerin orijinal dini yapılarını pek değiştirmemiştir.

Gelenekli Türk dini içerisinde tabiat ile ilgili hususların önemi ve iyi bilinebilmesi onların yaratılış mitolojileriyle de yakından alâkalıdır. Radloff, Lebed Tatarları ve Kumandıların dünyanın yaratılışı ile ilgili mitolojilerini şöyle anlatır:

“Önce her taraf su idi ve hiçbir tarafta toprak yok idi. O zaman Tanrı suya ak bir kuğu kuşu göndererek, bir gaga dolusu su getirmesini emretti. Fakat suya daldığında kuğunun gasına bir parça toprak yapışmış olduğundan kuğu bunu üfleyerek fırlattı; toprak parçaları küçük toz zerreleri ,seklinde suya düşerek onun üzerinde yüzmeye başladılar: Bu tozlar büyümek ve yayılmak suretiyle yeri meydana getirdiler: Fakat arazi yassı ve düzdü. Tanrı, gagası ile toprağı karıştırsın diye arzın üzerine ikinci bir kuş gönderdi. Bu yüzden arzın üzerinde dağ ve vadiler meydana geldi. Fakat güzel ve ağaçsız arazi şeytanın hoşuna gitmedi. O da bataklıklar ile kara ormanı birlikte yarattı. Burada yaşayan insanlar fakir ve geçinmeleri zordur: Tanrı, önce arzın üzerinde yalnız başına yaşayan bir insan yarattı. Bu insan bir erkekti. Birgün uyurken şeytan onun göğsüne dokundu; bunun üzerine erkeğin kaburgalarından bir kemik büyüyerek yere düştü. Daha fazla uzayınca bundan kadın meydana geldi.2 Böylece insan, tabiatın bir parçası olarak tanıtılmaktadır.”

Gelenekli Türk dininde güneş ve ay çok önemli bir yer tutmakta ve adlarından sıkça söz edilmektedir. Ancak Türk ve Moğol metinlerinde herhangi bir şekilde yıldızlara inanç ve prestijden söz edilmemektedir. Bununla birlikte Yenisey Yazıtlarında ölünün kaybettiğine hayıflandığı eşyalar listesi dolayısıyla ay’a ve güneş’e karşı yakarmalarında bazı dinî motiflere rastlanmaktadır. Aynı şekilde bazı Türk boylarından (Kırgız) Venüs (Zühre) ve Saturn’a (Zuhal) taptıkları ve Mars’ı (Merih) uğursuz saydıkları yönünde bazı bilgiler bulunmaktadır.3

Türkler evren hakkında tek bir izlenim edinmemişlerdir. Onların edindikleri izlenim zaman ve şartlara göre kısmen değişiklik göstermiştir. Onlara göre, evrende bulunan her şey, diğer güçlerden yoğunluk itibariyle farklı niteliği olan bir gücün varlığı sayesinde yaşamaktadır. Sonra da her kuvvet, her can, her ruh, her hakim-sahip aynı türde değerlere (can-ruh-sahip) kendi içinde bölünebilir veya aksine daha kapsamlı bir varlık, kollektif bir güç oluşturmak için diğerleri ile birleşebilir. Evrensel düzeyde Gök, hem tekliği, hem çokluğu itibariyle hissedilebilmektedir. Bitkisel düzeyde her ağaç bir bireydir. Ancak kendisi de bir toprağa, bir bölgeye ve tüm dünyaya ait olan ve orman denen kollektif bir varlığın parçasını oluşturmaktadır. Madenler dünyasında ise, her bir taşın bir ruhu vardır ve bütün taşların ruhları bir taş yığının tek olan ruhunda birleşmektedir. İnsan da birkaç güçten oluşmaktadır. Ailesinin, kabilesinin, aşiretinin ve hatta imparatorluğun müşterek olan ruhuna bağlanmaktadır.4

Tabiî olaylar cümlesinden kabul edilen şimşek, yıldırım, gök gürültüsü gibi; şaşırtıcı ve ürkütücü belirtileriyle fırtına da göksel bir olay olarak kabul edilmektedir. Bunlar arasında yıldırım bazı Türk topluluklarında kötü olarak yorumlanmaktadır. 5

Türkler, içinde yaşadıkları tabiatın Tanrı tarafından yaratıldığını kabul ederler ve kutsal sayarlar. Yer-su (Yer-Sup), yeryüzünde yaşayan iyi ruhların bütünüdür. Orhun kitabelerinde yeralan ifadelerde, yer-su deyimiyle yer ruhlarının hepsi değil belki bir tanrıça kasdolunduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca dağlar Tanrı’nın makamı sayılırlar.6 Bunun dışında ateş kültünün onlar arasında önemli bir yeri vardır. Onun maddî ve manevî kirleri temizlediğine inanırlar.7

Türkler arasında, bugün Anadolu’nun hemen hemen yerinde uygulanan, yağmur yağdırmaya dair inanışlar ve faaliyetler çok eskiye dayanır. “Yat taşı” veya “yada taşı” denilen bir taş ile “yatçı” denilen kişiler tarafından organize edilen bu faaliyetlerde su ihtiyacına ve kuraklık problemine çözüm aranmaktadır.21 Efsanelere göre Tengri Türklerin büyük atasına yada denilen sihirli bir taş armağan etmiş ve bununla istenildiği zaman yağmur, kar, dolu yağdırılmış, fırtına çıkarılmıştır.22 Hatta düşmanların hilelerinin gerçekleşmesini istemeyen bir kahraman, yat taşını kullanarak buna engel olabilmiş. Kaşgarlı Mahmut, Yağma boyu içerisinde, bu taş ile kahinlik yapıldığına rüzgar çağırılıp yağmur yağdırıldığına ve Allah’ın izni ile yangının söndürüldüğüne bizzat şahit olduğunu belirtmiştir.23

Eski Türkler, uzun tarihî geçmişleri boyunca çeşitli dinî tecrübeler yaşamışlardır. İslâm ile tanışıp büyük bir çoğunluğu Müslüman olmadan önce kendilerine özgü dinî yaşantıları ve inanışları ile diğer dinlerin misyoner faaliyetlerinden ve kültürel etkilerinden kendilerini korumuşlardır. Bu çerçevede sahip oldukları Gök Tengri inancına ilave olarak iç içe yaşadıkları tabiat varlıklarıyla da dinî bir diyalog içerisinde olmuşlardır. Yaratıcı olarak Gök Tengri’yi kabul etmekle birlikte, tabiî olaylardan da etkilenmişlerdir . Bu etkileşim onlarda yer-su inanışını beraberinde getirmiştir. yer-su inancına göre onlar dağ, orman, ırmak, ağaç gibi tabiat varlıklarını bazen korkudan bazen da sevgiden dolayı “ıduk” kutsal saymışlardır. Bazan perestij, bazan da kutsama şeklinde onlarla olan ilişkilerini devam ettirmiş ve bunu bir inanış şekline getirmişlerdir. Nitekim bu inanışın günümüze bile yansımaları gelmiş bazı sular, ırmaklar, dağlar, ağaçlar, taşlar kutsal sayılarak tazim edilmeye devam etmiştir. Anadolu'muzda yaygın olarak devam eden yağmur duasında yükseğe ve dağlara çıkma geleneği bu inanışın bir devamı olsa gerektir.

Her yıl 21 Mart’ta büyük bir coşkuyla kutlanan Nevruz bayramının Türklere has bir gelenek olması ve asırlarca uygulanıyor bulunması da Türklerin tabiat ile ilişkilerini ortaya koymaktadır. Bir başka ifade ile Eski Türk dinî inanışlarındaki tabiat kültü ve yer-su inancı Nevruz’un Türklere özgü bir bayram olduğunun kanıtı olsa gerektir.

██████████████████████████████████████████████████████████████████

avatar
sonsuzluk38
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 593
Kayıt tarihi : 13/05/09
Yaş : 46

puan
yeni oyun yeni oyun:
100/100  (100/100)
puan puan:
30/30  (30/30)
oyun zar atmaca: 30

http://turkforumtr.turkforumpro.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: BÜYÜK TÜRK SOYU

Mesaj tarafından sonsuzluk38 Bir Paz Haz. 06, 2010 10:37 am

Tüm dünyanın atası Türkler


81 yaşındaki Amerikalı araştırmacı Gene D. Matlock: Tüm dünyanın atası Türkler..


Geçen hafta bir konferans vermek üzere Türkiye'ye gelen Amerikalı araştırmacı yazar Gene D. Matlock, 'Ey Dünya İnsanları Hepiniz Türksünüz' adlı kitabında da yer verdiği ilginç iddialarıyla 'Tüm dünyanın kökeninin aslında Türkler olduğu' tezini yeniden alevlendiriyor.

AKŞAM PAZAR'dan Mine Akverdi'ye konuşan Matlock, kitabında din, dil, tarih ve kültür odaklı pek çok kaynak aracılığıyla tezine çarpıcı kanıtlar da sunuyor. Kadim Türkler, tüm insanların ataları olabilir mi? Maya ve Azteklerden Kızılderililere, Ruslardan Hintlilere, Araplardan İngiliz, İtalyan ve Kuzey Avrupalılara hepsinin kökenlerinin Türk olduğu söylense inanır mısınız? Peki, acaba Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Muhammed ve Buda da Türk müydü? Tüm dinler Kadim Türklerin Tengri dininden mi türedi?

Bunlar kafa karıştıran ama bir o kadar da merak uyandıran, cevaplaması zor sorular. Ancak bir araştırmacı bu soruların hepsine 'evet' cevabını veriyor. Ve iddiasının doğruluğuna dair kanıtları da 'Ey Dünya İnsanları Hepiniz Türksünüz' adlı kitabında önümüze sunuyor. İşin ilginç yanı, bu tezin sahibi Türk değil, bir Amerikalı: Gene D. Matlock.

EY DÜNYA İNSANLARI HEPİNİZ TÜRK'SÜNÜZ

Temmuz ayında Hermes Yayınları tarafından Türkçe olarak basılan 'Ey Dünya İnsanları Hepiniz Türksünüz / Kayıp Bir Uygarlığın Sırları Dünyayı Nasıl Değiştirebilir' adlı kitabında Gene D. Matlock ilk insanların Türklerle başlayıp daha sonra dünyaya dağıldığını, ilk konuşulan dilin Türkçe olduğunu, bilimin, felsefe ve dinin yine Türklerden doğduğunu söylüyor. 65 yıldır Meksika'da yaşayan ve hem Hıristiyanlığın kökenleri hem de Meksika'daki Amerikan yerlilerinin kökenleri üzerine uzun yıllar boyunca araştırmalar yapan Matlock'un dini kitaplar, mitolojiler, kültür, gelenekler ve özellikle de dil biliminin ışığında elde ettiği ipuçlarını birleştirerek sunduğu kanıtlar da hayli şaşırtıcı. 81 yaşındaki Matlock ile bir konferans vermek için geldiği İstanbul'da buluştuk ve çarpıcı iddiası üzerine konuştuk.

İNSANLIĞIN BAŞLADIĞI YER TÜRKİYE

Dünyadaki tüm insanların Türklerden geldiğini söylüyorsunuz. Sizi bu konuda bir araştırma yapmaya yönelten şey neydi?

Yıllar önce İsraillilerin Filistinlilere yaptığı kötü muamele sebebiyle çok üzülmüştüm ve bu insanların bir türlü paylaşamadığı kutsal toprakların tarihi ve buradaki dinlerin kökenleri üzerine araştırmalar yapmaya başladım. Bu araştırmalarımı bir yandan da yazıyordum. Araştırma ilerledikçe her şey beni önce Hindistan'a, daha da derinleştiğindeyse Hindistan'ın kuzeyine götürdü. Elimi neye atsam önünde sonunda her şeyin kaynağı olarak karşıma Türkler ve coğrafya olarak da Türkiye ve Orta Asya çıkıyordu. Zira dikkatle incelediğimde Eski Ahit (Kitab-ı Mukaddes'in ilk bölümünü oluşturan, Tevrat ve Zebur'u da kapsayan 39 kitap) ve İncil'de İsrail'den bahsedilmediğini gördüm. Kutsal kitaplarda bahsedilenler aslında Türkiye ile bağdaşıyordu. Nuh'un Gemisi efsanesi, Büyük Tufan... hepsinin kökeni Türkiye ve Türklere dayanıyordu. Bu da bana şunu gösteriyordu: İnsanlığın başladığı yer Türkiye idi. Biz insanlar tüm uygarlığın atası olarak Sümer, Yunanistan, Mısır ve Çin'i görmeye yanlış bir şekilde şartlanmışız.

HERKES KENDİ NESLİNİN İZLERİNİ TÜRKLERE DEK SÜREBİLİR

Peki, nasıl oluyor da Türkler tüm insanlığın atası oluyor?

Birkaç bin yıl önce Kuzey Kutup bölgesinde bir cennette, bolluk içinde yaşayan ileri derecede uygarlaşmış bir halk vardı... Dünyadaki bütün dinler hangi ulusa ait olursa olsun insanlığın beş kökensel ırkı olduğunu söyler. Bu beş ırka Kurus, Krishti ya da Krishtaya deniliyordu. Yaşadıkları yere ise Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta Aden denir. Hindular buraya Uttura Kuru adını verir. Eski Yunan tarihçileri ve mitolojisi ise buraya Hiperborea olarak göndermede bulunur. Tibetli Budistlar ise Khedar Hand (Tanrı Şiva'nın ülkesi) ve Şambala der. Aynı zamanda buraya Tanrı Şiva'nın toprakları anlamında Sivariya ve Sibirya da denmektedir.

Yeni ilk insanların yaşadığı cennet bahçesi Sibirya bozkırlarıdır. Buradaki ilk insan olan Adem (İngilizcedeki yazılışıyla Adam) Türk dilinde 'insanoğlu' anlamında kullanılır. Nitekim buradaki yüksek zeka ve uygarlığa sahip ari ırk (aryan) Türk'tür. Türkler'in kendilerinden Kıpçaklar, Kurular ya da Aryanlar diye bahsetmesi de bunun kanıtıdır. Ancak pek çok farklı din ve mitolojide geçtiği üzere bu insanlar lanetlenip bir doğal felaket yaşar, dünya ekseninde meydana gelen ani bir sapma ile yaşadıkları yer donmuş, büyük seller olmuştur. Şimdi adına Türkler dediğimiz Kurular güneye, Orta Asya'ya kaçmak zorunda kalmıştır. Bu anlatılan Büyük Tufan'dı.

Nuh ve insanlığın soyunu devam ettiren oğulları da işte bu kökenden geldi yani Türk'tü. Nuh'un gemisinin karaya oturduğu Ararat Dağı'nın Türkiye'deki Ağrı Dağı olduğu inancı da bunu kanıtlıyor. Böylece Türk soyundan gelen insanlık Türkiye'ye ve aşağıya Mezopotamya ve Hindistan'a dağıldı. Dolayısıyla Sümerler, Hititler, Iraklılar, Kürtler, Hintliler, Mısırlılar hepsi aslında Türk'tü. Kuzey Kutbu'ndan aşağı inerek Kuzey Avrupa'ya İsveç, Finlandiya, İngiltere'ye ve tüm dünyaya yayıldılar. Bugün herkes kendi neslinin izlerini Türklere dek sürebilir.

Buna kanıt olarak neleri gösterebiliyorsunuz?

Dünyanın her köşesinde kullanılan dilden inançlara ve tanrı isimlerine kadar her şeyin dil olarak aynı kökenden geldiğini görebilirsiniz. Bu tüm dinlerin, dillerin de tek bir kaynaktan çıktığını gösteriyor: Türklerden! İngiltere'den, Finlandiya'ya insan isimlerinden yer isimlerine Türkçe kökenli kelimelere rastlayabilirsiniz. Finlandiya'da Kırkpınar diye bir yer var! Urdu dilinde binlerce Türkçe kelime var.

Hintlilerin Kutsal Kitabı Mahabharata aslında Türklerin tarihlerini anlatıyor. Yunanlıların büyük tanrısı Zeus'un ismi de Türkçe. Kudüs, İsa gibi kelimelerin kökeni de aslında Türkçe ve dahası bu bahsedilen yerler de aslında İsrail'de değil Türkiye'de İsa da bu topraklarda yaşadı. Öte yandan yakın tarihte Keltlerin (İrlandalılar, Galiler, İskoçyalılar) DNA'sı incelendi ve Altay'dan geldikleri kanıtlandı. Vikingler, Finikeliler ve İtalya'nın Roma İmparatorluğu'ndan yıllar önce burada yaşayan ve Roma'nın kurucuları sayılan yerli halkı Etrüskler de Türk'tür. Estrüskler'in DNA'larının Türklerinkiyle yüzde 97 aynı olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.




EVET KIZILDERİLİLER DE TÜRKTÜR

Amerika'daki Kızılderililerin de Türk olduğu sıkça dile getirilen bir iddiadır....
Evet, Kızılderililer Türk'tür, bunu kendileri de söyler. Kültür ve geleneklerindeki benzerlik aşikar. Özellikle Amerika'da Türk soyundan geldiğini söyleyen Meluncanlar'dan olan Cherokee'ler Türkiye ile bugün çok yakın ilişkiler içindedir.

Bu iddialarınızı dünyanın pek çok yerinde dile getiriyorsunuz. Peki, nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Önceleri herkes bana gülmüştü ama şimdi durum değişiyor. Amerikanın yerli halkları, Kızılderililer, Meksikalılar bu teze çok pozitif tepki veriyor. Çoğu kabul de ediyor. Ancak ABD'deki Amerikalıların veya İngilizlerin pek hoşuna gitmiyor.

Dünya bunu kabul etse ne olur sizce?

Hepimizin kardeş olduğuna inanmak insanlığın sahip olduğu tüm sorunlar ve huzursuzluk çözüme ulaşır. Dünya daha iyi bir yer olur.

AMERİKA'YI İSPANYOLLAR DEĞİL TÜRKLER KEŞFETTİ

'Amerika kıtasındaki pek çok yer ismi aslında Türkçe kökenli. Meksika'daki Teotihuacan kalıntıları aslında Türkçe olan Tea (tanrı)+ Tiwa (Bir Türk boyu olan Tuvaların bugün bir cumhuriyeti de vardır) + Han (krallık anlamına gelen Türkçe kelime) kelimelerinden türemiştir. Peru'daki Karal kalıntılarındaki piramitler Mısır'dakilerden daha eskidir ve Türkçe'de 'hükümdar' anlamına gelen kral kelimesinden türemiştir. Meksika'da bugün de Türkçe kökenli birçok kelime kullanılıyor.

Örneğin dağ/tepelere Meksika'da tepek deniliyor Atatepek, Çapultepek isminde şehirler bulunuyor. Havasu diye bir yer bile var. İspanyollar Meksika'ya ilk geldiklerinde Aztek'lere hangi tanrıya inandıklarını sorduğunda onlar 'İnana' cevabını vermişti. Bu Antik Sümer'de de bir tanrıçanın adı. Yani Sümerler ile Aztekler aradaki onca mesafeye, okyanusa rağmen aynı adlı tanrıya inanıyor. Dahası Meksikalılar da Hintliler de Türkleri aynı kelimeyle 'Karaskus' diye adlandırıyordu. Demek ki Amerika'yı İspanyollar değil, önce Türkler keşfetmişti. Sonuçta bunlar gibi sayısız örnek şunu gösteriyor: Dünyanın her köşesindeki bütün uygarlıklar Orta Asya'dan geçmiş ve her yerde ortak olarak karşımıza çıkan din, dil, kültür ve inanışları buradan tüm dünyaya taşımıştır.'


Kaynak

██████████████████████████████████████████████████████████████████

avatar
sonsuzluk38
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 593
Kayıt tarihi : 13/05/09
Yaş : 46

puan
yeni oyun yeni oyun:
100/100  (100/100)
puan puan:
30/30  (30/30)
oyun zar atmaca: 30

http://turkforumtr.turkforumpro.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: BÜYÜK TÜRK SOYU

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz