PAYLAŞIMDA TEK ADRES


Forumdan Yararlanmak için üye olunuz.Üye olmak veya Giriş yapmak için aşağıdaki butonları kullanabilirsiniz.






GIYBET DEDİ KODU

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

GIYBET DEDİ KODU

Mesaj tarafından sonsuzluk38 Bir Salı Ağus. 17, 2010 9:45 am

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]







[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Gıybet ve söz gezdirmenin (Koğuculuğun) haramlığı

Gıybet ve söz gezdirmenin (Koğuculuğun) haramlığı


Bil ki, bu iki huy, insanlar arasında en çok yayılan çirkin şeylerin
en çirkinidir. Öyle ki insanlardan az kimse bunlardan kurtulur.
Bunlardan genellikle sakındırmaya ihtiyaç bulunduğundan onlardan söz
etmeye başladım.



Gıybete gelince: İnsanı,
hoşlanmadığı halleri ile anmandir. Hoşlanmadığı şey, ister vücudunda,
dininde, dünya işinde, nefsinde, yapısında ahlâkında, malında,
çocuğunda, ana babasında, eşinde, hizmetçisinde, kölesinde, sarığında,
elbisesinde, yürüyüşünde, hareketinde, sevinmesinde, şakasında, asık
suratında, tatlı yüzünde yahut bunlara benzer hallerinde bulunsun.
Bunları sözünle, yazı ile hoşlanmadığı bir hal olarak ifade etmen,
işaret kullanman, gözünle, elinle, başınla yahut benzeri bir şeyle
işaret etmen hep gıybet olur.



Bedende olanlar (hoşlanılmayan ve gıybet yerine geçen sözler): Kör, topal, şaşı kel, kısa, uzun, siyah ve sarı gibi söylenilen sözler.


Dinde olanlar: Fasık,
hırsız, hain, zalim, namaza gevşek, necasetlerde müsamahakâr, babasına
itaat etmez, zekâtı yerinde harcamaz, gıybetten kaçınmaz gibi..



Dünya işlerinde olanları: Edebi
az, insanlara gevşek davranır, kimseye hak tanımaz, çok konuşur, çok
yer yahut çok uyur, zamansız uyur, lâyık olmadığı yere oturur gibi…



Baba ile ilgili (gıybet) sözler:
Babası fâsıktır, Hind’lidir, katrancıdır, Zencidir, tamircidir, bez
satıcısıdır, köle dellâlıdir, marangozdur, demircidir, dokumacıdır gibi…



Ahlâkla ilgili olanlar: Ahlâkı kötü, kibirli, riyakâr aceleci, zorba, âciz, kalbi zayıf, kızgın, asık suratlı, azledilmiştir, gibi sözler söylemek…


Elbise ile ilgili sözler: Elbisesinin
yeni geniştir, eteği uzundur, elbisesi kirlidir ve benzeri sözler
söylemek… Geri kalanlar, bu anlattıklarımıza kıyas edilir. Bunun
kaidesi, adamı hoşlanmadığı bir hali ile anmaktır.



İmam Ebu Hamid El-Gazali gıybet üzerinde müslümanların ittifakını
şöyle anlatmıştır: Başkasını hoşlanmadığı bir şeyle anmak gıybettir.
Bunu açık olarak beyan eden hadis gelecektir. Söz gezdirmeğe
(koğuculuğa) gelince: bu insanların sözlerini bozgunculuk ve fesad
maksadı ile birbir­lerine aktarmaktır. İşte gıybet ile koğuculuğun
tarifleri budur. Hükümleri ise, müslümanların ittifakı ile her ikisi de
haramdır. Kitab, sünnet ve icmaı ümmetten haram olduklarına dair açık
deliller birbirlerini takviye etmiştir.



Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Bir kısmınız bir kısmınızı gıybet etmesin.”


Her ayıplayana ve gıybet edene azâb olsun.”


Çok ayıplayanı ve koğuculuk edeni (tanıma).


Huzeyfe’den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:


Koğucu cennete girmez.


İbni Abbas’dan (Radıyallahu Anhüma) rivayet edilmiştir: “Resû-Iüllah
Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki mezara uğradı da: Bunlara azâb
ediliyor; fakat büyük günahdan dolayı azab edilmiyorlar, dedi. Ravi
demiştir ki, Buhârî’nin rivayetinde şöyledir:
Doğrusu o azâb büyüktür.” Bunlardan biri koğuculuk yaparak dolaşıyordu. Diğeri de idrarından sakınmazdı (insanların gözünden yahut sıçramışından kaçınmazdı.)”



Ebû Hüreyre’den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre Resû-lüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:


Gıybet nedir, bilirmisiniz? (Ashab):


Allah ve O’nun Resulü bilir, dediler. Resülüllah (s.a.v):


Kardeşini hoşlanmadığı bir şeyle anmandır. Denildi ki:


Söylediğim şey kardeşimde varsa gıybet olur mu? Peygamber (s.a.v):


Söylediğin şey onda varsa gıybet etmiş olursun onu. Eğer söylediğin şey onda yoksa, ona iftira etmiş olursun, buyurdu.”


Ebû Bekre’den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiştir: Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sullem Veda haccında kurban kesme gününde Mina’daki hutbesinde şöyle buyurdu: Kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız (namus ve şerefleriniz) bu şehrinizde, bu ayınızda bu gününüzün hürmeti gibi size haramdır (karşılıklı olarak bu haklarınızı korumakla mükellefsiniz). Dikkat edin! Tebliği ettim mi?”


Âişe’den (Radıyallahu Anha) yapılan rivayetde şöyle anlatmıştır: “Ben Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e şöyle söyledim: (kusur hallerinden ortağım) Safiyye’den şu ve şu sana yeter.
(Ravilerden biri demiştir ki, Aişe bu sözle kısalığını kasdetmiştir).
Bunun üzerine Peygamber (s.a.v) bana: Öyle bir söz söyledin ki, eğer
deniz suyu ile karıştırılsa, onu bulandırırdı, dedi. Hz. Aişe anlatmaya
devam ediyor: Bir adamı hoş­lanmayacağı hal ile peygambere anlattım. Bunun üzerine şöyle buyurdu: Benden şu ve bu olduğu halde bir insanı hoşlanmayacağı şeyle anmayı istemem.”



Ben derim ki, bu hadis gıybetten alıkoyan hükümlerin en
büyüklerindendir yahut en büyüğüdür. Bu derecede gıybeti kötüleyen bir
hadis bilmiyorum.



Peygamber kendiliğinden konuşmaz, onun söylediği (dinî hüküm) ancak kendine vahyolunan bir vahiydir.


Kerim olan Allah’dan lütfunu ve her hoş olmayan şeyden afiyet vermesini dileriz.


Enes’den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre demiştir ki, Resülüllah Salfaüahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: “Miraca
çıkarıldığım zaman bir kavme rasgeldim. Onların bakırdan tırnakları
vardı; onlarla yüzlerini ve göğüslerini tırmahyorladı. Bunlar kimdir? Ey
Cibril, dedim
. Bunlar insanların (gıybet ederek) etlerini yiyenler ve onların ırzları ile uğraşanlardır,” dedi.



Saîd İbni Zeyd’den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Seliem şöyle buyurmuştur:


Haksız yere müslümanların ırzına (şeref ve namusuna) hakaret etmek haramın en büyüğüdür.”


Ebû Hüreyre’den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Seliem şöyle buyurdu:


Müslüman müslümanların
kardeşidir. Ona hainlik etmez, ona yalan söylemez, ona yardımı kesmez.
Müslümanın her şeyi müslümana haramdır: Irzı, malı ve kanı. Takva işte
buradadır. Kişinin kardeşine hakaret etmesi kötülük olarak ona yeter.



Derim ki, bu hadisin faydası ne kadar büyük ve faydaları ne çok olmuştur!.. Başarı Allah’dandir.


Kaynak : Dualar ve Zikirler – İmam Nevevi hazretler

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Dedikodu
[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Koğuculuk (laf taşıma)

Bir
kimseye, o kimse hakkında bir başkasının söylemiş bulunduğu bir sözü ya
da o kimseye yönelik yapmış bulunduğu bir işi-gördüğünü veya duyduğunu
öne sürerek- ulaştırma, aktarma, götürme işi… Söz taşıyıcılık…
Senin hakkında şunu dedi veya senin aleyhinde şunu yaptı
gibi… Kendisine söz götürülen kimsenin sıradan biri olması ile herhangi
bir konuda yetkisi bulunan bir görevli olması arasında fark yoktur. Bu
bakımdan jurnalciler ve ihbârcılar da “
koğucu” konumundadır. Ancak, Allah için yapılan şahitliktir ki, bunun dışındadır. Vay haline, diliyle çekiştirip alay edenlerin hepsinin” şeklinde anlamlandırılan “Veylün li külli hümezetin lümezetin” (Hümeze) âyetindeki ‘hümeze
kelimesi yalın bir çekiştirmeden çok koğuculuk anlamına gelmektedir
(İmam Gazalî İhya, Terc. A.Arslan, VI, s.545) olmak üzere birçok
âlimlerce ifade edilmiştir. Bu iki kelime, “
hemmazin” ve “meşşain binemimin” şeklinde biribirinin müterâdifi, tamamlayıcısı biçiminde kullanılmış ve “sözü yaymak için yürüten hemmaz“lara aldırış edilmemesi, itibar gösterilmemesi bildirilmiştir (el-Kalem, 68/11). Koğucular cennete girmeyecektir” hadisi, ‘koğucu‘ karşılığı bazılarında ‘nemmam‘, bazılarında ‘kattat’ kullanılmış olarak yer almış bulunmaktadır (Tirmizi, Birr ve Sıla, 78). bevl‘den kaçınmayışı, diğerinin de ‘koğuculuk
yapmış olması yüzünden bu azabı gördüklerine dair hâdis de birçok hâdis
mecmualarında yer almaktadır (Sahihi Buhari Muhtasarı Tecridi Sarih,
163 Sayılı Hadis).
insanların
arasını düzelten ve bunun lain hayır maksadıyla söz ulaştıran veya
hayır kastıyla yalan söyleyen kimse, yalancı değildir

(Tecrid-i Sarih Tercümesi, 1156 Sayılı Hadis) mealindeki hadislerinde
belirtmiş olduğu türden olandır. Şeklen koğuculuğa benziyor olmasına
karşılık, niyet ve maksat bakımından onunla taban tabana zıt bir
davranış biçimi…
Tas tasi da, söz
tasima
” derler. Hadis-i seriflerde buyuruldu ki:
(Hasetçi, kogucu ve falci benden degildir.) [Taberani],
(En kötünüz, söz tasiyan, dostlarin arasini bozan ve ayip arastirandir.)
[Taberani],
(Koguculuk yapan melundur.) [I.Maverdi],
(Söz tasiyan helalzade degildir.) [Hakim],
(Söz tasiyan, veled-i zina veya zina karisikligi bulunan soysuz kimsedir.)
[Beyhekî],
(Kogucu, kiyamette maymun suretinde hasrolunur.) [R.Nasihin],
(Söz tasiyan Cennete girmez.) [Buharî]
Bu hadis-i seriflerde geçen (Cennete giremez), (Benden degil) demek, “
tövbe
edip helallasmadan ölen, cezasini çekmeden Cennete giremez
” manasindadir.
Eger affa veya sefaate ugrarsa veya sevaplari çok olur, günahlarindan fazla
gelirse cennete girer. Degilse, cezasini çeker. Her dogru söylenmez. Laf
tasirken dogru söylenmis olabilir, ama bu dogruyu söylemek de büyük
günahtir. Hadis-i seriflerde buyuruldu ki:
(Koguculuk, kabir azabina sebep olur.) [Beyhekî],
(Söz tasiyanin kabrinde bir ates musallat olur, onu kiyamete kadar yakar.)
[Si'ra]
Resulullah efendimiz, iki kabre ugradi.(Ikisi de azabdadir. Biri, elbisesini
idrardan korumaz, digeri ise kogucu idi) buyurdu. (Sir’a)
Salih bir zat, kendisine söz getirene dedi ki: (Bize üç kötülük getirdin.
Sevdigim kimseyi bana düsman etmek istiyorsun. Huzurlu kalbimi karistirdin.
Benim yanimda âdil, iyi biri idin, kendini fâsik, kusurlu yaptin.)
Koguculuk afetinden kurtulmak için, söz getirene karsisu altiseyi yapmak
gerekir:
1- Ona inanmamali. Çünkü söz getiren fâsiktir. (Fâsiga inanilmaz. Sözü ile
hareket edilmez. Kogucunun sözlerini kabul etmek, koguculuktan daha kötüdür)
buyurulmustur.
2- Onu bu münkerden nehyetmeli. Çünkü Allahü teâlâ (Münkerden nehyet)
buyurdu. (Lokman 17)
3- Onu sevmemeli! Çünkü söz tasimak günahtir. Günahkâr sevilmez. Onu düsman
bilmeli!
4- Söz getirdigi kimseye acaba hakikaten söylemis mi diye sui zanda bulunup
da ona kötü gözle bakmamali! Çünkü sui zan haramdir. Hadisi serifte
buyuruldu ki: (Sui zan etmeyin! Sui zan, yanlis karar vermeye sebep olur.
Insanlarin gizli seylerini arastirmayin, kusurlarini görmeyin, münakasa,
hased ve düsmanlik etmeyin, birbirinizi çekistirmeyin, kardes gibi
birbirinizi sevin!) [Müslim]
5- Getirilen sözün dogru olup olmadigini arastirmamali! Çünkü tecessüsü,
günahlari arastirmayi, Allahü teâlâ yasak etmis, (Birbirinizin kusurunu
arastirmayin) buyurmustur. (Hucurat 12)
6- Getirilen söz hakkinda kimseye birsey söylememeli! Eger söylenirse,
baskasinin perdesi yirtilmis, günahi meydana çikarilmis olur. Kusurlari
gizlemeli, açiga vurmamali. Çünkü hadisi seriflerde buyuruldu ki:
(Arkadasinin kötülügünü gizleyenin kusurlari, kiyamette gizlenir.)
[Taberani]
(Arkadasinin aybini görmeyip gizleyen, cennete gider.) [Taberani]
(Arkadasinin aybini açiga vuranin aybi açiga çikar. Hatta evinde bile rezil
olur.) [Ibni Mace]
(Müslümanin aybini arastiran, ona kötülük etmis olur.) [Ebu Dâvud]
(Birini tövbe ettigi günahtan dolayi ayiplayan, ayni günaha maruz kalmadan
ölmez.) [Tirmizî]
Görüldügü gibi söz tasiyan kaç tane farzi terk ediyor ve kaç tane haram
islemis oluyor.

Gıybette, bir kimse hakkında konuşma vardır. Konuşulanın
konuşanları ilgilendirip ilgilendirmemesi, veya doğru olup olmaması da
gıybet fiilini değiştirmez. Eğer konuşulanlar yalansa, hem gıybet hem
iftirâ edilmiş olur. Konuşulanlar doğru ise, gıybet yapılmış olur.
Koğuculukta ise, anlatılan şeyler kendisi ile konuşulan kimseyi
ilgilendiren bir konuda olmaktadır: “
Arapça’da, daha doğrusu hâdislerde, türkçedeki koğuculuk
kelimesini ifade edici iki ayrı kelime kullanıldığını görürüz: Nemime ve
katt.. Bu işi yapanları tanımlamak için de nemmam ve kattat kelimeleri
kullanılır. Süfyan’ın kattat ile nemmamı eş anlamlı görmesine (Tirmizi,
Birr ve’ssıla, 78) karşılık, Hâfız el-Münzirî bu iki kelimenin daha
farklı anlamlara geldiğini belirtmiştir. O’na göre, nemmam, bizzat
gördüğü ya da sözün sahibinden duyduğu şeyleri ilgilisine taşıyandır.
Kattat ise, başkalarından duyduğu şeyleri götüren kimse olmaktadır
(Tergib ve Terhib, Çev.A.M.Büyükçınar, V, 386).
İslâm dininde koğuculuk hoş görülmemiş ve bu durum hem âyetlerde, hem de hâdislerde belirtilmiştir. Nitekim:

Bu konuda pek çok raviden gelip de, hemen hemen bütün
sahih ve muteber hâdis kitaplarında yer alan hâdis-i şerifler de vardır.
Sözgelimi, “
Kabir azabına uğratılan iki kişiden birinin ‘
Gazali, işleyicisi ya da söyleyicisinin başkalarınca
bilinmesini istemediği bir şeyi, bu şey suç ve günah değil de iyi bir iş
ya da söz olsa bile, o konu ile ilgilenebilecek bir başkasına taşımayı
da koğuculuk kapsamında görmüştür. Ve koğuculuğa teşvik eden şey olarak
da üç ayrı etki zikretmiştir: Ya sözü taşınmış olana kötülük yapılmak
istenmekte, ya söz götürülen kimseye yaranmak amaçlanmakta, ya da
konuşan boş şeyler konuşmak gibi bir alışkanlıktan kurtulamamaktadır.
Ancak, söz taşımanın, lâf götürüp getirmenin koğuculuk
sayılamayacak, kınanamayacak bir türü daha vardır ki, o da, Peygamber
Efendimiz Hazretlerinin “
Dogru olarak söz tasimak da nemime = koguculuk olur. Yalan katilirsa iftira
da olur. Koguculuk günahtir. Ahirette cezasi agir oldugu gibi, dünyada da
insanlarin aralarinin açilmasina sebep olur. Onun için “


Gıybet (dedi-kodu)
FAKİH (Ebul-Leys es-Semerkandi) diyor ki:
-Babam bana bir hikaye anlattı; dedi ki:
Gönderilen peygamberlerden biri bir rüya görür; rüyasında kendisine şöyle denir:
-”Sabah olunca , karşına ilk çıkanı
ye. İkinci çıkanı sakla Üçüncü çıkanın dileğini kabul et dördüncü
geleni üzme. Beşinciden de kaç.”

Sabah oldu; dışarı çıktı. Yola koyulup gitti. Karşısına bir dağ çıktı. Bu koca dağı görünce şaşırdı. Kendi kendine şöyle dedi:
-Rabbim bana bunu yememi emretti.
Sonra , şöyle dedi:
-Rabbim bana gücümün yetmeyeceği
bir şeyi emretmez. Onu yemeğe karar verdi. Dağa doğru yürüdü.
Yaklaştıkça dağ küçüldü. Tam yaklaştığı zaman koca dağ bir lokmaya
dönüşmüştü. Onu tutup yedi, Baldan tatlı buldu. Allah’a hamdetti,
yürüyüp gitti. Karşısına altından bir leğen çıktı.

Şöyle dedi:
-Rabbim , bunu da saklamamı emretti.
Bir çukur kazdı. onu gömdü. Yürüdü,
az gittikten sonra dönüp baktı. Leğen toprak yüzüne çıkmıştı. Geri
döndü, tekrar gömdü Biraz gitti; baktı ki, yine çıkmış bir daha gömdü,
yüne toprak üstüne çıktı. Kendi kendine:

-Ben emredileni yaptım, diyerek bırakıp gitti.
Karşısına bir kuş çıktı. Peşinden bir şahin onu kovalıyordu.
Kuş ona şöyle dedi:
-Ey Allah’ın peygamberi, beni sakla. Bana yardım et. Onu aldı. Koynuna sakladı.
Peşinden şahin geldi; şöyle dedi:
-Ey Allah’ın peygamberi, ben açım. Sabahtan beri de bu kuşun peşindeyim. Onu yakalamak istiyorum. Kısmetime engel olma.
Kendi kendine şöyle dedi:
-Üçüncünün dileğini yapmam emri verildi. yaptım. Dördüncüyü üzmemem emredildi. Şimdi ne yapacağım.
Bu işe şaştı. Sonra bıçak aldı;kendi uyluğundan bir parça et kesti.
Şahine attı; o da kapıp kaçtı.
Daha sonra kuşu saldı. Bundan sonra, yürüyüp gitti. Kokmuş bir leş gördü. Onu da bırakıp kaçtı.
Akşam olunca şu duayı yaptı:
-Ya Rabbi, emrini yerine getirdim. Bu işlerin manası ne se bana bildir.
Daha sonra, rüyasında şöyle anlatıldı.
-Birinci görüp yediğin öfkedir. Önce koca bir dağ gibi görülür; sabırla öfke yutulursa, baldan tatlı olur.
İkincisi iyi amelindir. Ne kadar saklarsan sakla; yine meydana çıkar.
Üçüncüsü, sana bırakılan bir emanettir, ona hıyanet etme.
Dördüncüsü şudur: Bir insanin sana bir dileği ulaşırsa, onu yerine getir; isterse sana lâzım olan bir şey olsun.
Beşincisi gıybettir. İnsanların gıybetini edenlerden kaç.
Şüphesiz herşeyi bilen Allah’tır.
(KAYNAK: Tenbihul Gafilin)

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[b]Onlar Oruç Tutmadılar
Peygamberimiz bir gün ashabına oruç tutmalarını emrederek:
- Ben izin vermeden kimse orucunu açmasın, buyurur.
Herkes orucunu tutar. Akşam olunca, teker teker müracaat edenlere, iftar müsaadesi verir. Bu arada bir adam gelerek:
- Ya Resulullah! İki genç kız oruç tuttu ve yoruldular. Zat-i alinize
gelmeğe utanıyorlar. Müsaade buyurursanız iftar etsinler, dedi. Resul-i
Ekrem (s.a.v.) müsaade etmedi. Adam iki defa daha geldi. Sonunda
Resulullah (s.av.)
- Onlar oruç tutmadılar. Bütün gün insanların etini yiyenler, nasıl
oruçlu olurlar? Git onlara söyle: Oruç tuttularsa, istifra etsinler
bakalım, buyurdu.
Adamcağız gitti, gerekeni söyledi. Onlar da denileni yaptı ve kan
parçaları kustular. Adam Resülullah Efendimize dönerek vaziyeti
bildirdi. Bunu üzerine Peygamberimiz (s.a.v.):
- Nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki; eğer kusmayıp bu kan
parçaları midelerinde kalsaydı, onalrı cehennem ateşi yerdi.
[b]Gıybet nedir biliyor musunuz?..”

Allah Teâlâ Hz. Musa’ya (a.s) şöyle vahyetmiştir:
“Kim gıybetten tövbe ederek ölürse, o cennete en son giren kimse olur.
Kim de gıybette ısrar ederek ölürse, o cehenneme ilk önce giren kimse
olur.”
Avf demiştir ki: “İbn Sîrîn’in yanına gittim. Haccâc hakkında bir şeyler söylemeye çalıştım. İbn Sîrîn beni şöyle uyardı:
‘Şüphesiz Allah Teâlâ çok adaletli bir hakimdir. Halkın hakkını
Haccâc’dan aldığı gibi, Haccâc’a haksızlık edenlerin hakkını da ona
haksızlık edenlerden alır. Sen yarın aziz ve celil olan Allah’ın
huzuruna çıktığın zaman, senin işlediğin en küçük günah, senin için
Haccâc’ın yaptığı en büyük günahtan daha şiddetli olur.’”

Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
“Bir kısmınız diğerlerinin gıybetini yapmasın. Sizden biri, ölmüş
kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bundan tiksindiniz değil mi?
Öyleyse Allah’tan korkun ve birbirinizi gıybet etmeyi (arkadan
çekiştirmeyi) terkedin.” ( Hucurât 49/12. )

Hz. Ebû Hüreyre (r.a) anlatıyor: Bir adam Hz. Peygamber’in
(s.a.v) yanında oturuyordu; Peygamber Efendimiz (s.a.v) ayağa kalktı,
fakat adam kalkmakta zorlandı. Orada bulunanlardan bazıları, “Falanca ne
kadar âciz bir kimse, oturduğu yerden kalkamıyor” dediler. Bunu işiten
Hz. Peygamber (s.a.v), “Kardeşinizin etini yediniz ve onu gıybet
ettiniz” diye onları uyardı.( Ebû Ya‘lâ, Müsned, nr. 6151; Beyhakî,
Şuabü’l-İmân, nr. 6733; Heysemî, ez-Zevâid, 8/94; Süyûtî,
ed-Dürrü’l-Mensûr, 7/574. )

Anlatıldığına göre İbrahim b. Edhem (rah) bir yemeğe davet
edildi, o da davete katıldı. Meclistekiler, orada bulunmayan bir adamın
gıybetini yaptılar. Bunu işiten İbrahim b. Edhem, “Bunu bana, insanların
gıybet edildiği bir yerde bulunarak nefsim yaptı” diyerek oradan çıkıp
gitti ve nefsine ceza olarak üç gün bir şey yemedi.
Şöyle denilmiştir: İnsanların gıybetini yapan kimsenin misali; bir
mancınık dikip onunla iyiliklerini doğuya batıya atan kimseye benzer. Bu
kimse, bir Horasanlı’nın gıybetini yapar, bir Türk’ün gıybetini yapar,
iyiliklerini sağa sola dağıtır; elinde hiçbir hayır kalmadan kalkar.
Şöyle anlatılmıştır: Kula kıyamet günü amel defteri verilir; içinde
hiçbir hayır göremez. Bunun üzerine, “Benim namazım, oru*****, taatim
nerede?” diye sorar; kendisine şöyle denilir: “Yaptığın ameller,
gıybetini yaptığın kimselere verildi.”
Denilmiştir ki: Bir mümin gıybet edildiği zaman, Allah Teâlâ onun günahlarının yarısını affeder.

Süfyân b. Hüseyin der ki: “İyâs b. Muâviye’nin yanında oturuyordum. Birinin gıybetini ettim. İyâs bana,
‘Bu sene hiç düşmanla savaş ettin mi?’ diye sordu; ben,
‘Hayır etmedim’ dedim. İyâs,
‘Din düşmanları senden yakasını kurtardı, fakat müslümanlar dilinden kurtulamadı’ dedi.”

Denilmiştir ki: Âhirette bir kula amel defteri verilir;
içinde hiç yapmadığı birçok iyilik görür; bunları yapmadığını söyleyince
kendisine, “Bunlar, senin haberin yokken insanların senin hakkında
yaptıkları gıybetin karşılığıdır” denilir.
Süfyân-ı Sevrî’ye, Hz. Peygamber’in (s.a.v),
“Şüphesiz Allah et düşkünü olan aileye gazap eder”( Beyhakî,
Şuabü’l-İmân, nr. 5668. ) hadisi sorulduğunda, “Onlar, insanların
gıybetini yaparak etlerini yiyenlerdir” demiştir.

Abdullah b. Mübârek’in yanında birinin gıybeti yapıldı. Bunun
üzerine Abdullah b. Mübârek şöyle dedi: “Eğer birinin gıybetini
edeceksem anne babamın gıybetini yaparım, çünkü onlar benim iyiliklerimi
almaya daha çok hak sahibidirler.”

Yahya b. Muâz demiştir ki: “Bir mümin senin şu üç ahlâkından
nasibini alsın: Ona bir fayda veremiyorsan zarar da verme. Onu
sevindiremiyorsan üzüntüye de sokma. Kendisini övmüyorsan kimsenin
yanında da kötüleme.”

Şöyle anlatılır:
Hasan-ı Basrî’ye (rah) biri gelerek, “Falan adam senin
gıybetini yaptı” dedi. Bunun üzerine Hasan-ı Basrî, adama bir tabak
tatlı göndererek ona, “Duyduğuma göre sen (gıybetimi yaparak) bana
iyiliklerini hediye etmişsin; bu tatlıyı o hediyene karşılık olarak
gönderiyorum” dedi.

Enes b. Mâlik (r.a), Hz. Peygamber’in (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Üzerindeki hayâ perdesini atıp açıkça günah işleyenin kusurunu anlatmak
gıybet değildir.”( Beyhakî, Şuabü’l-İmân, nr. 9664; Beyhakî,
es-Sünenü’l-Kübrâ, 10/355; Kudâî, Müsnedü’ş-Şihâb, nr. 426; Süyûtî,
es-Sagîr, nr. 8525. )

Cüneyd-i Bağdâdî şu hadiseyi anlatır:
“Bağdat’ta Şûnîziyye Mescidi’nde oturuyordum. Bir cenaze namazı kılmak
için bekliyordum. Bağdat halkı da derecelerine göre oturmuş cenazeyi
bekliyorlardı. O sırada bir fakir gördüm, üzerinde ibadet ehlinin
alâmeti vardı. İnsanlardan bir şeyler dileniyordu. İçimden kendi
kendime,
‘Keşke şu adam kendisini dilenmekten kurtaracak bir iş yapsaydı onun
için daha güzel olurdu’ diye düşündüm. İşim bitince evime döndüm. Gece
namaz, ağlama ve başka şeylerden gecelik virdim vardı. Bütün virdlerim
bana ağır geldi. Uykum kaçtı. Oturdum. Oturduğum yerde uyku bastı,
uyumuşum. Rüyamda o fakir adamı gördüm. Onu bir tepsi içine uzatmışlar
ve bana, ‘Onun etini ye, sen onun gıybetini yaptın’ denildi. Durumu
anladım ve,
‘Ben dilimle onun gıybetini etmedim; sadece içimden geçirmiştim’ dedim. O zaman bana,
‘Sen, kalbinden geçirmek şeklinde de olsa, kendisinden bu tür bir işe
razı olunmayacak kimselerdensin. Git adamdan helâllik iste’ denildi.
Sabah olunca adamı aramaya başladım. Onu, yıkama esnasında su içine
düşen sebze yapraklarını toplarken gördüm. Kendisine selâm verdim. Bana
künyemle hitap ederek,
‘Ey Ebü’l-Kasım, bir daha böyle bir şey yapar mısın?’ diye sordu. Ben, ‘Hayır, yapmam’ dedim. Bunun üzerine derviş,
‘Allah bizi ve seni affetsin’ dedi.”

Ebû Ca‘fer-i Belhî şöyle anlatmıştır: “Yanımızda Belh’ten bir
genç vardı. Gayretli ve ibadet ehli biriydi, ancak sürekli insanları
gıybet ediyordu. Falanca şöyle, filanca böyle deyip duruyordu. Bir gün
onu muhannes (kadın huylu) çamaşırcıların yanında gördüm. Onların
yanından çıkıp geldi. Ben kendisine,
‘Ey falanca, bu halin nedir?’ diye sordum, şöyle dedi:
‘Şu insanları gıybet etmem var ya, beni bu hale düşürdü; bu muhannes
kimselerin içinde kalma musibetine uğradım. Ben bunlara şu gördüğün
kimse için hizmet ediyorum. Bende gördüğün o eski hallerin hepsi gitti.
Yüce Allah’a dua et de bana merhamet etsin.’”

Resulullah (sav) buyurdular ki: “Gıybetin ne olduğunu biliyor
musunuz?” “Allah ve Resulü daha iyi bilir!” dediler. Bunun üzerine:
“Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır!” açıklamasını
yaptı. Orada bulunan bir adam: “Ya benim söylediğim onda varsa, (Bu da
mı gıybettir?) dedi. Aleyhissalatu vesselam: “Eğer söylediğin onda varsa
gıybetini yapmış oldun. Eğer söylediğin onda yoksa bir de bühtanda
(iftirada) bulundun demektir.”
Ravi:Ebu Hüreyre

Resulullah (sav) buyurdular ki: “Kim bir müslüman(ı gıybet ve
şerefini payimal etmek) sebebiyle tek lokma dahi yese, Allah ona
mutlaka onun mislini cehennemden tattıracaktır. Kime de müslüman bir
kimse(ye yaptığı iftira, gıybet gibi bir) sebeple (mükafaat olarak) bir
elbise giydirilse, Allah Teala Hazretleri mutlaka, onun bir mislini
cehennemden ona giydirecektir. Kim de (malı, makamı olan büyüklerden)
bir adam sebeiyle bir makam elde eder (orada salah ve takva sahibi
bilinerek para ve makama konmak için riyakarlıklara girer)se Allah Teala
Hazretleri Kıyamet günü onu mürdiler makamına oturtarak (rezil eder ve
mürdilere münasib azabla azablandırır.)”

Kaynak: Ebu Davud, Edeb 40, (4876)
Resulullah (sav) buyurdular ki: “Ne fasık ne de mücahir
(günahı açıktan işleyen) kimse için söylenen gıybet sayılmaz. Mücahir
olan hariç, bütün ümmetim affa mazhar olmuştur.” [Rezin ilavesidir.
Buhari'de ikinci kısım mevcuttur. Edeb, 60]

Kaynak: Müslim, Zühd 52, (2990)
Resulullah (sav) buyurdular ki: “Mirac gecesinde, bakır
tırnakları olan bir kavme uğradım. Bunlarla yüzlerini (ve göğüslerini)
tırmalıyorlardı. “Ey Cebrail! Bunlar da kim?” diye sordum: “Bunlar,”
dedi, “insanların etlerini yiyenler ve ırzlarını (şereflerini) payimal
edenlerdir.”

Kaynak: Ebu Davud, Edeb 40, (4878, 4879)
“Gıybet edecek olursam, anamdan başkasının gıybetini etmem. Zira böylece sevaplarım anama yazılmış olur” (Şeyh Şadi)
Gıybetten sakının. Zira muhakkak ki gıybet, zinadan daha şiddetlidir.
Adam zina eder ve tövbe eder de Allah onun tövbesini kabul eder. Gıybet
sahibine gelince, gıybetini yaptığı kişi onu affetmedikçe, mağfiret
olunmaz.


Ravi: Hz. Câbir ve Ebu Said (r.a.)
Gıybetin keffareti, gıybet ettiği kimse için (Kulağına gitmeden) mağfiret dilemektir.

Ravi: Hz. Enes (r.a.)

Bir kimsenin yanında din kardeşi gıybet edilir de, yardıma muktedirken ona yardım etmezse, Allah o kimseyi dünya ve ahirette hor eder.

Ravi: Hz. Enes (r.a.)


Bir kimse bir mü’mini onu gıybet eden münafıktan korursa,
Allah kıyamet gününde onun etini Cehennem ateşinden koruyacak bir melek
baas eder. Bir kimse de bir müslümanı kötülemek kasdiyle ona bir şey
derse, Allah onu Cehennem köprüsü üzerinde söylediğinden kurtuluncaya
kadar hapseder.

Ravi: Hz. Sehl İbni Muaz (r.a.)

Bir cemaat içinde bulunurken, bir kimse hakkında gıybet edildiğini görürsen o kimse için yardımcı ol. Ve cemaati de ondan men etmeye çalış veya oradan kalk, git.

Ravi: Hz. Enes (r.a.


En son sonsuzluk38 tarafından Salı Ağus. 17, 2010 9:52 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

██████████████████████████████████████████████████████████████████

avatar
sonsuzluk38
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 593
Kayıt tarihi : 13/05/09
Yaş : 46

puan
yeni oyun yeni oyun:
100/100  (100/100)
puan puan:
30/30  (30/30)
oyun zar atmaca: 30

http://turkforumtr.turkforumpro.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: GIYBET DEDİ KODU

Mesaj tarafından sonsuzluk38 Bir Salı Ağus. 17, 2010 9:46 am

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
“Ulu
Allah cenneti yaratinca ona «konus» diye buyurdu. Cennet de “Bana giren
mes’uddur” dedi. Bunun üzerine ulu Allah söyle buyurdu. «Izzet ve
celâlim hakki için su sekiz çesit kimse, sende barinamayacaktir.”

1— Devamli içki içenler.
2 — Zina etmekte israr edenler.
3 — Kogucular.
4 — Karisini baskasina peskes çekenier.
5 — Zorba zaptiyeler.
6 — Kadinsi erkekler.
7 — Sila-i rahmi terkedenler.
8 — Allah adina söz verip yerine getirmeyenler.


[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Gıybet; “Bir
kimsenin arkasından hoşuna gitmeyecek şekilde konuşmak” demektir.
Türkçe’de bu kavramın karşılığı olarak “dedikodu” ve “çekiştirme”
kelimeleri kullanılır. İslam’da büyük günahlardan biridir. Hucurat
suresi 12. ayette, gıybet yapmak, ölmüş kardeşinin etini yemeye
benzetilmiştir.
Ancak, başka birinin
arkasından yapılan her konuşma gıybet sayılmaz. Örneğin, herhangi bir
haksızlığa uğramış birinin, sorununu, çözebilecek birine anlatması veya
bir kişiyi ona zarar verebilecek birine karşı (iddia tahminlerle değil,
bir bilgiye dayanıyorsa) uyarmak gıybet kapsamına girmez.

Konuyla ilgili âyet ve hadisler aşağıdadır:
“Ey iman edenler! Çokça zan etmekten
kaçınınız, şüphe yok ki, zannın bazısı günahtır ve birbirinizin kusurunu
araştırmayınız ve bazınız, bazınızı gıybet etmeyiniz. Sizden biriniz,
ölü kardeşinin etini yemeği sever mi? -Bilâkis- onu çirkin görmüş
olursunuz. Artık Allah’tan korkunuz, şüphe yok ki, Allah tevbeleri kabul
edicidir, çok esirgeyicidir.” (Kur’an, Hucurat/12)

“Hakkında bilgi sahibi olmadığın bir
şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalpten her biri bundan
sorumludur. (Kur’an, İsra/36)

Muhammed Peygamber “Gıybet nedir bilir
misiniz?” diye sordu. Yanında bulunanlar: “Allah ve onun elçisi daha iyi
bilirler” dediler. “Gıybet, kardeşini onun hoşlanmadığı bir sıfat ile
vasıflandırmaktır.” buyurdu. “Kardeşimde söylediğim sıfat bulunuyorsa?”
diye sorulduğunda: “Söylediğin sıfat eğer kardeşinde bulunuyorsa gıybet
etmiş olursun, bulunmuyorsa iftira etmiş olursun.” buyurdu. (Tirmizî)

Gıybet’ in oluşumu ve etkileri hakkında bir iki şey daha.
Belki daha iyi anlamaya vesile olur. Bir toplantı veya sohbette orada
mevcut olmayan biri hakkında, duyduğunda hoşuna gitmeyecek sözlerle
arkasından konuşma demektir. Söylenen sözlerin eseri varsa gıybet, yoksa
iftira demektir. Meydana gelişi ise konuşan kişinin beyni söze
başladığında hakkında konuşulan kişinin beyni ile direkt olarak
iletişime girer. Tıpkı internet gibi. Her kişinin belli bir yayım
frekansı vardır. sarfedilen sözün karşı tarafta bırakacağı olumsuz
etkinin ortadan kalkması için ne kadar sevap gerekiyorsa o miktar
sarfedenden trasfer olur. Tabii onore eden meth eden sözler
sarfedilmişse pozitif etkileride sevap olarak gelecektir.

██████████████████████████████████████████████████████████████████

avatar
sonsuzluk38
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 593
Kayıt tarihi : 13/05/09
Yaş : 46

puan
yeni oyun yeni oyun:
100/100  (100/100)
puan puan:
30/30  (30/30)
oyun zar atmaca: 30

http://turkforumtr.turkforumpro.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz