PAYLAŞIMDA TEK ADRES


Forumdan Yararlanmak için üye olunuz.Üye olmak veya Giriş yapmak için aşağıdaki butonları kullanabilirsiniz.






ANA – BABA HAKKI’ Anne Babaya ihsan…Ana Babaya iyilik…

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

ANA – BABA HAKKI’ Anne Babaya ihsan…Ana Babaya iyilik…

Mesaj tarafından sonsuzluk38 Bir Salı Ağus. 17, 2010 10:02 am

Anne Babaya ihsan…Ana Babaya iyilik…


Ana ve babaya ihsan etmek farzdır. Âyet-i Celîle’de: “Allah’a kulluk
edin. O’na hiç bir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya da ihsanda bulunun…”
(S. Nisa 36) buyurulmuştur.



konuyla ilgili Hadis-i şerifler..


*Allahü Teâlâ’nın rızâsı, baba ve ananın rızâsındadır. Allahü Teâlâ’nın gazabı da ana babanın gazabındadır.


*Baba ve ananın rızâsını kazanan dünya ve âhiret iyiliğini kendisi için bir araya getirmiştir.


*Üveys-i Karânî Rh.A.’in ulaştığı bütün derecelere, anasına iyilik
ve hizmet etmesi sebeptir. Eğer Allahü Teâlâ’ya yemin etmiş olsa, Hak
Teâlâ, yemin ettiği şeyde onu doğru çıkarırdı. Yâ Ömer! Ona rastlarsan,
Hak Teâlâ’nın mağfiret etmesi için sana duâ etsin!



*Size vasiyet ederim: ana-babaya iyilik ömrü uzatır. Canım yed-i
kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, ömründen üç sene kalan bir kul,
ana-babasına ihsan ederse, üç seneyi Allahü Teâlâ otuz sene yapar. Eğer
kötülük ederse, üç seneyi üç güne indirir. Ehil ve akrabâsına iyilik
etmek ömrü artırır. Kötülük etmek de ömrü kısaltır. Ve rızkı daraltır
Allahü Teâlâ’yı gazaplandırır.”



*Ümmetimden üç sınıf insana Cehennem ateşi dokunmaz:


1. Erine itâat edip onu memnun eden kadın,


2. Ana babasına iyilik eden evlât,


3. Allahü Teâlâ’nın kullarına merhametli olan insan.


*İki günâh var ki, kişi bunların cezâsını dünyada görmeden ölmez: Biri, zulüm; diğeri, baba ve anasına eziyet etmektir.


Başka günâhlar affedilebilir, yahut cezâsı âhirete tehir edilir. Lâkin bu iki günâhın cezâsı dünyadayken başlar. Dikkat etmeli…


İmam-ı Gazâlî Rh.A. evlâdın ana babaya karşı olan edeplerini sıralamış:


Sözlerini dinler,


Özürsüz önlerinden yürümez,


Günâh olmayan emirlerini yerine getirir,


Ayağa kalkarlarsa o da kalkar.


Yanlarında sesini yükseltmez.


Çağırdıklarında hemen hazır olur.


Kendilerini râzı etmeye gayret eder.


Hizmetlerinden dolayı öfke göstermez.


Çatık kaşla yüzlerine bakmaz.


Yanlarında ayaklarını uzatmadığı gibi bir tabaktan berâber meyve yeseler, ikramlı bulunup,


dikkatli olur.


Ağrı ve meşakkati olsa, müteessir olmasınlar diye mümkün mertebe onlara duyurmaz.


Buna benzer bütün hallerde dikkatli bulunur.


Resûlüllah S.A.V.’e ana ve babaya dünyada iyiliğin en azı sorulduğunda:


“Onlara sâhip çıkıp iyi hizmet etmek için:


1. Açsa doyurmak,


2. İhtiyâcı varsa elbise almak,


3. Hizmete muhtaç iseler, cana minnet bilip her ihtiyaçlarını görmek;


4. Çağırdıklarında hemen huzurlarında hazır olmak, ihsan ve iyilikte bulunmak,


5. Günâh olmayan emirlerini yerine getirmek,


6. Kendileriyle tatlı ve yumuşak konuşmak,


7. İsimleriyle çağırmamak,


8. Önlerinden değil, arkalarından gitmek,


9. Sevip beğendiklerini onlar için de sevmek,


10.Duâ ederken onlara da duâ etmek,


11.Çağırdıklarında nâfile namaz kılıyorsa çıkıp cevap vermektir.




Bedenle Olan Hakları:


1. Evlât, ana-babasına hizmet eder… Zîra İsrâ Sûresi 24. Âyet-i
kerimede “İkisine de acıyarak tevâzû kanatlarını ser…” buyuruluyor.
Karşılarında avcı eline düşmüş, kurtulmak ümidi olmayan, yaralı kuş gibi
merhamet ve tevâzû kanatlarını ser…



Allah dostlarından biri: “Kardeşim gece namaz kılıp ibâdetle meşgul
olurdu. Ben de yaşlı vâlidemin ayağını ovar ve hizmetinde bulunurdum. Bu
sebeple benim sevâbımın kazancı ondan üstündür, değişmek teklif etse
kabul etmem” demiştir.



2. Hürmette kusur etmekten sakınır. Böyle yapmazsa hizmetler heder olur; sevap kazanmaz.


3. Günâh olmayan emirlerini yerine getirir.


4. Hac, cihad ve ilim öğrenmek gibi nâfile ibâdetlere onların rızâsı olmadan gitmez.





Biri: -Yâ Rasûlallah, gazâya gitmek istiyorum. dedi.


Efendimiz:


“-Anan-baban var mı?


-Var.


-Onların yanında ol, hizmetlerinde bulun, senin cihadın budur. Buyurdu.


5. Günâh olan emirlerini yapmaz.


6. Gördüğü vakit ayağa kalkıp yanlarına gider, onlardan izinsiz veya onlar oturmadan oturmaz.


7. Zarûret olmadıkça önlerinde yürümez.


8. Sert bakmaz. Güler yüz gösterir.


H.Ş. : Ana-babaya sert bakan onlara iyilik etmemiştir.


9. Çağırınca hemen huzurlarında hazır olur.


10. Onları râzı etmeye gayret eder.


Dille Olan Hakları:


1. Evlât tevâzû ile tatlı ve yumuşak söyler. Allahü Teâlâ “İkisine
de iyi ve yumuşak söz söyle!” buyurdu. (S. İsrâ 23) Öyle ki, zavallı ve
zayıf kölenin, sert ve haşin efendisiyle konuşması gibi…



2. Yanlarında sesini edep dışı yükseltmez.


3. Çok konuşmaz, kaba ve dokunan söz söylemez.


4. Onları isimleriyle çağırmaz.


5. Sözlerini kesmez, söz arasına girmez.


6. Bir şey istediklerinde reddetmez.


7. Onlarla konuşurken emir şeklinde “Yap” “Yapma” gibi ifâdeler kullanmaz.


8. Sert sesle seslenmez.


9. Âyet-i Celîle’de buyurulduğu üzere: “Öf bile demez” (S.İsrâ 23)


Hasan-ı Basrî Hz.: “Âlim biri, kâfir ana-babasına hizmet için
kuyudan su çekerken bezginlik gösterip de “Öff” dese, ondan hâsıl olan
kötü kokudan bütün amelleri yok olur” demiştir.



Âyet-i Celîle ve Hadis-i şeriflerde bildirilen evlât üzerindeki
ana-baba hakları kâfir olan ana-babanın Din-i İslâm’a uygun olan
emirlerini yapmayı da emreder.



10.Hizmetlerinde son derece titiz davranır, aslâ kaba karşılamaz.



Kalple Olan Hakları:


1. “İkisine de acıyarak tevâzû kanadını indir” (S. İsrâ 24) âyet-i
celîlesinde beyan buyurulduğu üzere, evlât ana-babasına karşı dâimâ
merhametli olur.



2. Her zaman, her hususta yapmış oldukları ihsan ve iyilikleri
unutmaz sevgilerini muhafaza eder. Bu hususta peygamberimiz S.A.V.
“Kalpler kendilerine iyilik edeni sevmek üzere yaratılmıştır” buyurdu.



3. Sevinçlerine iştirak eder.


4. Üzüntülerine ortak olur, dertlerini paylaşır.


5. Her hususta konuşmalarına tahammül gösterir.


6. Cefâlı hareketleri ve sitemli davranışlarına katlanır.


7. Her haklarını gözetir ve incitmekten korkar.


8. Hiç bir zaman incitmeyi kalbinden geçirmez.


9. Kendilerinden sıkıntı görse dahi, çok yaşamalarını arzû edip
onlar sâyesinde dünya ve âhirette şerefli şeylere ulaşmayı elde etmek
ister.



10. Kendine duâ ederken onlara da duâ eder.



Vefatlarından Sonraki Hakları:


Sünnet üzere ehil kimse tarafından yıkanıp helâl parasından alınan
kefende, sünnete dikkat etmek sûretiyle şer’î hüküm üzere defnetmekte
erken davranır.



Borcu varsa, hemen öder.


Yüksek sesle, yaka paça yırtarak ağlayıp feryat etmez. Bu gibi hallerden başkalarını da men eder.


Velisi olmak hasebiyle cenâze namazını kendisinin kıldırması evlâdır.


İsrâ Sûresi 24’de: “Ey Rabb’im! Onlar beni küçükken terbiye edip
yetiştirdikleri gibi, sen de onlara merhamet et” buyurulduğu üzere duâ
eder.



Sünnet-i seniye üzere kabir kazıp lâhit yapmakta dikkatli olur.
Kaabil olursa kabre kendisi koyar, Bir zarûret olursa vârislerini râzı
eder. Hasım olanların yakınına defnetmez. Mümkün oldukça iyi ve sâlih
kimselerin arasına defnedip kötülerden uzak bulundurmaya çalışır. Zirâ
kötü kişiye yakın olmak, sıkıntıya sebep olabilir.



Mezar kazan ve sâir hizmetlerinde çalışanların ücretlerini kısmaz,
onları memnun eder. Kabrin üzerini balık sırtı gibi yüksekçe yapar.
Pişmiş tuğla kullanmaz, güneşte kurumuş tuğla veya tahta kullanır. Ev ve
civârına değil, kabristana defneder. Sünnet olan budur.



Kabri başında sadaka verir, duâ eder, borçlarını öder, vasiyetinin tamamını yerine getirir.


Nâfile namaz ve oruçlarında, sevâbını onlara hediye etmek üzere niyetlenir.


H.Ş.:Evlâdın ana-babaya yaptığı hayırların mükâfâtı hiç eksilmeden kendi defterine aynen yazılır.


H.Ş.:Ana-babaya iyilik, ihsandandır. Namazlarınla berâber, onlar
için de namaz kılasın; oruçlarınla berâber onlar için de oruç tutasın;
zekât ve sadakanın yanında onlar için de sadaka veresin.






kaynak:33 risale ankara fazilet


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Vefât eden anne-baba adına iyilikte bulunmak

Ebû Übeyd Mâlik bin Rebîa es-Saîdî (r.a.) bir gün, “Ey
Allâh’ın Resûlü, anne ve babamın vefâtlarından sonra da onlara iyilik
yapma imkânı var mı, ne ile onlara iyilik yapabilirim?”
diye sormuştu. Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz, “Evet
vardır. Onlara duâ, onlar için Allâh’tan istiğfar (günahlarının
affedilmesini) talep etmek, onlardan sonra vasiyetlerini yerine
getirmek, anne ve babanın akrabalarına karşı da sıla-i rahmi îfa etmek,
anne ve babanın dostlarına ikramda bulunmak”
(1) cevabını vermiştir.






İbn Abbas’tan (r.a.) rivâyet olunan bir hâdis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Bir adam gelerek, ‘Ey Allâh’ın Resûlü! Annem vefât etti. Ben onun için tasaddukta bulunsam ona faydası olur mu?’ diye sordu. Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.), ‘Evet’ buyurunca, adam; ‘Benim meyveliğim var. Sizi şâhit kılıyor ve onu annem için tasadduk ediyorum’ dedi.” (2)





Sa’d
bin Ubâde (r.a.) hadîsinde ise, ölünün arkasından yapılacak sadakanın
hangisinin daha efdâl olduğu beyan edilmektedir. Hz. Sa’d (r.a.) şöyle
anlatıyor:
‘Ey Allâh’ın Resûlü, dedim. Annem vefat etti. (Onun adına) yapacağım sadakanın hangisi faziletlidir?’ Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, ‘SU’ buyurdular. Bu cevap üzerine Sa’d bir kuyu kazdı ve, ‘Bu kuyu Sa’d’ın annesi için’ dedi.” (3)






Dünyaya
gelmemize vesîle olan, bizleri büyüten, yetiştirip adam eden,
üzerimizde çok büyük hakları olan anne – babalarımıza; hayatta iken
hizmet edip itaatte bulunmak, öf bile demeyip gönüllerini kırmamaya
gayret göstermekle mükellef/yükümlü olduğumuz gibi, vefatlarından sonra
da unutmamak boynumuzun borcudur. Onlar için
Kur’an okumalı, duâ, istiğfar, hayır ve hasenâtlar yapıp ruhlarına hediye etmeliyiz. Mü’mine yakışan budur. Hayırlı evlat buna denir.



* * *
VEFAT EDEN ANNE-BABA HAKLARININ ÖDENMESİ İÇİN BİR BAŞKA USÛL


Anne-babanın
haklarının ödenmesi için, çarşambayı perşembeye bağlayan gece, akşamla
yatsı arasında, 2 rek’at namaz kılınır. Her rek’atte:






7
Fâtiha-i şerife, 7 Âyetü’l-Kürsî, 5 İhlâs-ı şerif, 5 Felak sûresi, 5 Nâs
sûreleri okunur. Bu namazın sevabı anne-babaya gönderilir
. (4)






Alinti : Halis Ece [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

DİPNOTLAR

(1) Ebî Dâvud, Sünen, Edep 12
(2) Buhârî, Sahîh, Vesâyâ, 15
(3) Ebû Dâvud, Sünen, Zekât 42
(4) Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neştiyat, İstanbul, 1983, s. 57






[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Annenle-babanla dünyada iyi geçin


“Rabbin,
sadece kendisine kulluk etmenizi, anne-babanıza da iyi davranmanızı
kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında
yaşlanırsa, kendilerine “Öf!” bile deme; onları azarlama. İkisine de
güzel
(tatlı ve yumuşak) söz söyle. Onlara acıyarak tevazu kanadını (yerlere kadar) indir (alçakgönüllülükle onlara daima kol-kanat ger) ve ‘Yâ Rab, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse (şefkatle yetiştirmişlerse) Sen de kendilerine (öylece) rahmetinle muamele eyle’ diye dua et.” (1)






“Ebû Hüreyre’den (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bir adam, ‘Yâ Resûlellah, güzel sohbet (ve iyiliğim)e inananlardan en fazla hak sahibi olanı kimdir? diye sordu. Resûlellah (s.a.v.), ‘Annendir, sonra da annendir, daha sonra yine annendir. Ondan sonra baban, daha sonra (derece derece) diğer yakınlarındır’ buyurdu.” (2)





Bir
Müslüman’ın, anne-babası müşrik bile olsa onlarla iyi geçinmenin
yollarını araması gerekir. Şayet fakirseler, nafakalarını temin etmesi
şarttır
. Rabb’imiz buyuruyor ki:






“Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye ettik. Çünkü anası onu, zayıflık üstüne zayıflıkla (nice sıkıntılarla) taşıdı. Onun sütten ayrılması da iki yıl içindedir. (İşte bunun için önce) bana,
sonra da ana-babana şükret diye tavsiyede bulunduk. Dönüş, ancak
banadır. Bununla beraber eğer her ikisi de bilmediğin bir şeyi
(körü körüne) bana ortak koşman (müşrik olman) hususunda
zorlarlarsa, onlara itâat etme. Fakat, onlarla dünyada iyi geçin. Bana
dönenlerin yoluna tâbi ol. Nihâyet dönüşünüz ancak banadır. O zaman ben
de size yapmış olduklarınızı haber veririm.”
(3)






Bu
âyetler, Sa‘d bin Ebî Vakkas (r.a.) ile anası hakkında nâzil olmuştur.
Sa‘d (r.a.), anasına son derece itâatkâr bir kimseydi. Müslüman olduğu
zaman, anası:






— Ey Sa‘d, sen ne yaptın? Eğer bu yeni dini bırakmazsan, yemin olsun ki; ben yemem-içmem, nihâyet ölürüm. Sen de benim yüzümden, Hey anasının katili! diye kötü bir isimle anılırsın, demişti.





Hazret-i Sa‘d:





Yapma ana, ben bu dîni hiçbir şey için terketmem, deyince, o da iki gün iki gece yememiş, kuvvetten düşmüştü. Bunu gören Hz. Sa‘d’ın (r.a.), son sözleri ise şunlar olmuştu:






Anneciğim! Bilesin ki, vallâhi yüz canım olsa da birer birer çıksa, ben
bu dini hiçbir şey için terk edemem. Artık ister ye, istersen yeme…






Zira Cenâb-ı Hakk, “müşrik olman hususunda zorlarlarsa, onlara itâat etme. Fakat, onlarla dünyada da iyi geçin” buyuruyordu.





İmâm Kurtubî (rh.) el-Câmi‘ li-Ahkâmi’l-Kur’ân isimli eserinde demiştir ki: “Anne-babaya,
mârûf olan (yani şer’i şerîfe aykırı olmayan, Allâh’a isyânı mûcip
bulunmayan) hususlarda itâat etmek gerekir. Günah işlemek, şirk koşmak
veya farzlardan birisini terk etmek gibi hususlarda, herhangi bir emir
verirlerse, itâat edilmez.”
(4)






Ashaptan bir zât Resûlüllah Efendimiz’e (s.a.v.), “Ben kime iyilik edeyim?” diye sormuştu. Buyurdular ki: “Annene, sonra yine annene, sonra yine annene.” “Ya ondan sonra?” dedi. “Babana” buyurdular. (5)





Bu mevzûda Hanefî fukahâsının görüşleri ittifakla şöyledir:





Anne-baba
fakir oldukları müddetçe, gayr-i müslim bile olsalar, onların nafakası
mükellef olan evlâdın üzerine vâciptir. Bu, Allah Teâlâ’nın, ‘Onlarla
dünyada mâruf bir şekilde geçin’ emrine dayanır. Bu âyet-i kerime, kâfir
olan anne-baba hakkında nâzil olmuştur ve Resûlüllah
(s.a.v.), ‘mâruf’u ‘hüsn-i muâşeret’ yani iyi geçinme olarak tefsir etmişlerdir.






Kaldı
ki evlâdın, Cenâb-ı Hakk’ın verdiği nimetler içerisinde rahatça
yaşarken, anne-babasını açlığa, sefâlete terketmesi mâruftan değildir.






Yine Sevgili Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.), anne-babasının nafakası hakkında suâl eden bir gence, ‘Sen ve malın, baban içindir’ buyurmuşlardır. Bu mânâ, evladdan hem erkeğe hem de kadına şâmildir. O bakımdan her ikisi üzerine de vâciptir. (6)





Velhâsıl,
anne-baba gayr-i müslim de olsa, günaha ve isyâna iştirak etmeksizin
Allâh’ın rızâsına uygun şekilde onlarla iyi geçinmek gerekir. Yeme-içme,
giyim-kuşam, yatıp kalkma gibi ihtiyaçlarını karşılamak, onlara eziyet
etmemek, ağır söz söylememek, hastalandıklarında alâkadar olmak,
vefatlarında defnetmek gibi dünyaya ait hizmetlerini yerine getirmemiz
şarttır, boynumuzun borcudur.






Dünyevî hüküm bu. Din işine gelince; bu hususta da Rabb’imizin, “Bana dönenlerin yoluna tâbi ol. Nihâyet dönüşünüz ancak banadır. O zaman ben size, yapmış olduklarınızı haber veririm”
fermânına uyacağız. Resûlüllah Efendimiz’in ve vârisleri olan alimlerin
gösterdiği yolda yürüyecek, son nefesimize kadar itaat ve teslimiyetten
ayrılmamaya, isyandan uzak durmaya gayret edeceğiz. Zira başka kurtuluş
yolu da, çaresi de yok.






Dilerseniz bu mevzuda yine Sevgili Peygamberimize (s.a.v.) kulak ve gönül verelim…





“Abdullah b. Mes’ud’dan (r.a.) şöyle dediği rivayet olunmuştur: Resûlüllah’a (s.a.v.), ‘Hangi iş (ecir ve sevap bakımından) daha üstündür? diye sordum. O, ‘Vaktinde kılınan namazdır’ buyurdu. Ben, ‘Sonra hangisidir?’ dedim. O, ‘Anne-babaya iyilik etmektir’ buyurdu. Ben, ‘Daha sonra hangisidir? dedim. Resûlüllah (s.a.v.), ‘Allah yolunda cihaddır’ buyurdu.” (7)





Ve yine buyurdu ki, “Rabb’in
rızası babanın rızasını kazanmakta, Rabb’in gadabı da babanın gadabında
gizlenmiş bulunmaktadır.” (Cool “Baba cennet kapılarının ortasıdır.
Dilersen
(yani ondan uzak kalmayı göze alabiliyorsan)[b]
o kapıyı kaybet, yahut (yoksa) onu koru.” (9) [/b]





Sözün
özü; cennet annelerin ayağının altında, babaların
rızasında/hoşnutluğunda gizlenmiştir. Sonsuz hayatın nimetlerini, cennet
ve Cemâl-i ilahiyi arzu edenler, Allah’a kulluk vazifelerinin yanında
anne-babalarını da hoşnut etmeye çalışmalıdırlar
.
“Allah Teala iki kimseye; azgınlıkta haddi aşana ve anne-babasına isyan edene/başkaldırana (cezasını) acele verir.” (10)



Alinti : [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]DİPNOTLAR
(1) el-İsrâ, 17/23-24
(2) Müslim Sahîh, c. 8, s. 2
(3) el-Lokman, 31/14-15
(4) İmâm Kurtubî, el-Câmi‘ li-Ahkâmi’l-Kur’ân, Kahire, 1867, 14/64
(5) Buhârî, Sahîh, Edep, 2
(6) İmâm Mergınânî, el-Hidâye Şerhu Bidâyetü’l-Mübtedî, 2/46; Molla Hüsrev, Düreru’l-Hukkâm, 1/418
(7) Müslim Sahîh, c. 1, s. 63
(Cool Tuhfetü’l-Ahvezî (Tirmizî şerhi), Matbatü’l-Fecâleti’l-Cedîde, Kahire, 1967, c. 6, s. 25
(9) Tuhfetü’l-Ahvezî, c. 6, s. 25)
(10) Feyzu’l-Kadir, Matbaa-i Mustafa Muhammed, Mısır, 1938, c. 1, s. 151

██████████████████████████████████████████████████████████████████


sonsuzluk38
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 590
Kayıt tarihi : 13/05/09
Yaş : 46

puan
yeni oyun yeni oyun:
100/100  (100/100)
puan puan:
30/30  (30/30)
oyun zar atmaca: 30

http://turkforumtr.turkforumpro.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: ANA – BABA HAKKI’ Anne Babaya ihsan…Ana Babaya iyilik…

Mesaj tarafından sonsuzluk38 Bir Salı Ağus. 17, 2010 10:04 am

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Yaşlılar, Gençlere ALLÂH’ın Birer Emânetidir

İnsanın yanında bulunan gerek ebeveyni ve gerekse diğer yakını olan ihtiyarlar, Allâh’ın ona birer emânetidir…





Onun için birer imtihan vâsıtası, rızkının genişleme sebebidir…





Kezâ, bir takım belâ ve musîbetlerin def‘ine vesîledir.





O
bakımdan bu mübârek ihtiyarların varlıklarıyla sıkılmak, ölümlerini arzu
etmek çok büyük bir vicdansızlık ve pek büyük bir vebâldir. Hele hele
kendilerini evlâtlarının hayatına fedâ eden anne ve babanın ölümlerini
arzu etmenin, onlardan kurtulmaya çalışmanın çirkinliği, aklı başında
hiçbir insana yakışmayacak şekilde âşikârdır. Zira yaşlıların ölümünü
arzulayan her genç de, şayet ömrü varsa, mutlaka ihtiyarlayacaktır.
Dolayısıyla,
Her amel kendi cinsinden bir şeyle karşılık görür kâidesi
gereğince, anne-baba başta olmak üzere, hiç şüphesiz yaşlılara hürmet
etmeyene, evlâdı da, diğer gençler de hürmet etmeyecektir. Buna mukabil
anne-baba ve sair ihtiyarlara hürmet edip hizmet veren kimse de,
ihtiyarlığında mutlaka bunun karşılığını görecektir. Nitekim, Sevgili
Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz bir hadîs-i şeriflerinde şöyle
buyururlar:






Herhangi
bir genç, yaşından dolayı bir ihtiyara hürmet ederse, Hazret-i Allah
da, yaşlılığında ona hizmet edecek kimseler halk eder.”
(Riyâzu’s-Sâlihîn, 1, 391)






Binâenaleyh,
büyüklerine saygı göstermeyen, yaşlı-düşkün ve bakıma muhtaç olanlarla
ilgilenmeyen kişiler, Allah indinde de, cemiyet nezdinde de
mes‘ûliyetten kurtulamazlar. Şefkat ve merhametten mahrûm olan bu
kimseler, ayrıca uhrevî cezâ ve azâba da dûçâr olacaklardır.






İşte hem insanlık, hem de Müslümanlığın îcâbı şudur ki;





- Yaşlılara saygı göstermeli, yufka yüreklerini rencide etmemeli…





– Yaşlılıktan dolayı vukû bulacak birtakım hata ve muvâzenesizlikleri musâmaha ile karşılamalı…





– Onları birer emânet olarak kabul edip haklarına riâyetkâr olmalıdır.





Böyle
davranan, böyle düşünen âilelerde ve cemiyetlerde huzur olur, hayır ve
bereket bulunur. Nitekim Resûlüllah Efendimiz buyurmuşlardır ki:






“Düşkünleri görüp gözetiniz; zira siz, ancak düşkünleriniz sayesinde yardım görür ve rızıklandırılırsınız.” (R. Sâlihîn, 1, 314) Bir başka rivâyette ise, “Beli
bükülmüş ihtiyarlar, süt emen bebekler ve otlayan hayvanlar olmasa idi,
başınıza büyük azap gelecek ve sel gibi belâlar akacaktı.”
(Keşfü’l-Hafâ 2, 212)






Ne
mutlu Müslüman olarak saçı-sakalı ağaran, beli kamburlaşıp ihtiyarlayan
insanlara… Ve ne mutlu, yaşlılarının kadr u kıymetini bilip hukûkuna
riâyet ederek onlara saygı ve sevgi ile muâmele eden gençlere…






***

FIKRA
SAÇLARI BEYAZ, SAKALI SİYAH

Fransız imparatorlarından IV. Henri, saçları
beyazlamış, ama sakalları siyah bir köylü ile karşılaşınca, şaşkın
şaşkın bakmış!.. Sonra da, bunun sebebini sormuş. Köylü ne cevap verse
beğenirsiniz:




— Çünkü, demiş, saçım sakalımdan yirmi yaş büyüktür haşmetmeâb.




[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]



[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Anne Babaya Asi Olanlar Cennet Kokusu Alamaz



Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e gelerek soruldu:
Ya Resulallah! Acaba anamın hakkını ödeyebildim mi?
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Selem:
Hayır! Seni karnında taşırken çektiği bir sancının, seni doğururken duyduğu tek bir acının karşılığını bile ödemiş değilsin”
(2) diye cevap verdiler.
Anne ve babasına itaat eden kimseye şu müjdeler vardır:
“Bir kimse anne ve babasını kendisinden razı
ederek sabahlarsa, onun için Cennetten iki kapı açılır. Akşamlarsa yine
iki kapı açılır. Eğer yalnız annesini yahut yalnız babasını razı ederse o
zaman bir kapı açılır. Kim de anne ve babasını kızdırarak sabaha
kavuşursa onun cehennemden iki kapı açılır. Akşamlarsa (aynı şekilde)
yine iki kapı açılır. Eğer yalnız birini öfkelendirmişse sadece bir kapı
açılır. Ana babası haksız dahi olsalar, onların gönüllerini kırmamak
karşılarında öf bile dememek lazımdır.”
(3)
Kim anne ve babasına itaat ederse, iyilik ve ikramda bulunursa, kendi
evladı da ona itaat eder. Bu konuda bir hadiste şöyle buyurulmuştur:
“Siz babalarınıza iyilik ediniz ki, çocuklarınız da size iyilik etsinler!”(4)

ANNE BABAYA ASİ OLANLAR CENNET KOKUSU ALAMAZ


Anne ve babasına asi olanlar, ne kadar iyiliklerde bulunurlarsa
bulunsunlar, cennete girmeleri çok zor olur. Diğer taraftan onlara
iyilikte bulunanlar ne kadar kötü amelde bulunurlarsa bulunsunlar,
itikadı bir bozukluk içinde değilseler, eğer varsa cehennemdeki cezasını
kolay geçer, cennete gider. Bu konuda bir hadiste şöyle buyurulmuştur:
Cennetin kokusu beş yüz yıllık yoldan rahatça alınır. Fakat anne ve
babaya asi olanlar ve akraba ile bağı koparanlar bu kokudan mahrum
olurlar. Hadisi şerifte buyuruluyor ki:
“Cennetin kokusu beş yüz yıllık mesafeden duyulur.
Ancak onun kokusunu anne ve babaya asi gelen ile akraba bağını koparan
alamaz!”
(5)
Hazreti Musa Aleyhisselam bir gün Allahu Tealâ’ya münacat ederek şöyle niyazda bulundu:
Ya Rabbi! Acaba benim cennette arkadaşım kimdir? Allah–u Tealâ Celle Celaluhu:
–Ey Musa! Falan beldeye git, orada bir kasap vardır. İşte senin cennette ki arkadaşın odur, diye cevap verdi.
Bunun üzerine Hazreti Musa Aleyhisselam o beldeye geldi ve tarif edilen
kasabın dükkânını buldu. Orada oturup bir müddet kasabın hareketlerini
seyretti.
Akşam olunca kasap heybesine bir parça et koyup, dükkânını kapayarak
evinin yolunu tuttu. Hazreti Musa Aleyhisselam kasabın yanına
yaklaşarak:
–Beni misafirliğe kabul eder misiniz? diye sordu.
Kasap da tebessüm ederek:
–Buyurun, diyerek Musa Aleyhisselam’i evine davet etti.
Eve varınca kasap getirdiği eti kendi eliyle pişirerek çorba yaptı.
Sonra evin tavanına asılı olan büyük bir heybeyi aşağıya indirdi ve
içinden gayet yaşlı bir kadını çıkardı. Kendi eliyle onu doyurdu,
üzerindeki elbiselerini alıp yıkadı ve kuruttuktan sonra onu giydirdi.
Sonra tekrar annesini heybeye koyup yerine astı. Tam o sırada kadının
dudaklarının kıpırdadığını gördü. Musa Aleyhisselam:
–Bu kadın kimdir? diye sordu.
Kasap da:
–Annemdir, diyerek cevap verdi.
Musa Aleyhisselam:
–Sen onu heybeye koyarken dudakları kıpırdıyordu. Sanki bir şeyler söylüyordu. Acaba ne diyordu?
–O, devamlı olarak şu sözü söyler: “Ya Rabbi! Oğlumu cennete Musa’ya arkadaş yap” işte bu söylediği söz onun duasıdır.
Bunun üzerine Hazreti Musa Aleyhisselam:
–Sana müjdeler olsun! Ben Musa’yım. Sen de benim cennetteki arkadaşımsın, dedi.
Bir kimse annesinin ayağını öperse, cennetin eşiğini öpmüş gibidir. Bu
konuda Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle
buyurmuşlardır:
“Kim annesinin ayağını öperse, tıpkı cennetin eşiğini öpmüş gibi olur”(6)
Ashab–ı Kiram’dan Alkame adında bir zat vardır. Bu zat bir gün çok ağır
hasta oldu. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hz. Ali, Hz.
Ömer ve Hz. Bilal Radıyallahu Anhum hazretlerini onu görmeye
gönderdiler. Onlar Alkâme’nin yanına vardıklarında bir de ne görsünler:
Alkame’nin dili tutulmuş, bir türlü kelime–i şehadet getiremiyor.
Hemen gelerek durumu Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e
anlattılar. Sahabeler, Alkame’nin durumunu gözden geçirdiklerinde onda
bir kusur bulamadılar Daha sonra hanımı yüzünden annesiyle arasının iyi
olmadığını öğrendiler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve
Sellem Alkame’nin annesine haber gönderdi. Kadın Peygamber Efendimiz’in
huzuruna gelince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadına:
–Oğlun ile dargın mısın?” diye sordu.
Kadın:
–Dargınım ya Resulullah)!” diye cevap verdi.
Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem:
–Oğlun çok zahmet çekiyor. Oğlundan razı olmasan bile ona hakkını helal et” dedi.
Kadın:
–Oğlum karısını bana tercih etti. Ben oğlumdan razı olamam, dedi.
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadına ne tavsiye
ettiyse kabul etmedi. Nihayet Peygamber Efendimiz şöyle buyurdular:
–Nefsim yed–i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, sen ona öfkeli ve
dargın bulunduğun sürece ne namazı ne de zekatı fayda vermez.
Daha sonra sahabelere Alkame’yi yakmak için ateş toplamalarını emretti. Bunun üzerine kadıncağız feryad edip;
–Bırakın oğlumu! Allah’ı şahit tutuyorum ki, ben oğlumu bağışladım, ondan razı oldum, ona hakkımı helal ettim, dedi.
Bunun üzerine Alkame’nin dili açıldı ve kolayca kelime–i şehadet getirerek vefat etti.
Bu hadiseden sonra Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
“Ey Muhacirler ve Ensar topluluğu! Kim hanımını
annesine tercih ederse, Allah’ın laneti üzerine olsun. Allah–u Teala o
kimsenin ne farz ne de nafile ibadetini kabul etmez.”
(7)

ÖZETLE ANNE VE BABA HAKKINDA DİKKAT ETMEMİZ GEREKEN HUSUSLAR ŞUNLARDIR
* Allah–u Teala Celle Celaluhu isyanı ve günahı gerektiren hususlar
dışında emrettikleri her konuda anneye ve babaya itaat etmek.
* Anne ve babaya nezaketle ve saygı dolu bir dille hitab etmek.
* İçeri girdikleri zaman hemen toparlanıp ayağa kalkmak.
* Sabah akşam uygun zamanlarda ellerini öpmek.
* Anne ve babanın kişiliklerini, şeref ve itibarını korumak.
* Kendi arzuladığımız şeylerden onlara da ikram edip sunmak.
* Anne ve babaya sık sık dua edip, bağışlanmalarını Allah–u Teala’dan dilemek.
* Bütün dünyevi iş ve amellerinde onların fikirlerine danışmak.
* Anne ve babanın yanında misafir bulunuyorsa kapıya yakın oturup onların verecekleri emirleri yerine getirmede acele etmek.
* Onları sevindirecek işlerde bulunmak ve memnun kalacakları işleri yapmak.
* Karşılarında yüksek sesle konuşmamak.
* Konuşurlarken onları dinleyip, sözlerini kesmemek.
* İzin vermedikleri takdirde evden çıkmamak.
* Uyudukları zaman onları rahatsız etmemeye dikkat etmek.
* Eşi ve çocuklarını onlara tercih etmemek ve her konuda onlara öncelik tanımak.
* Beğenilmeyecek bir iş yaptıkları takdirde onları kınamamak.
* Gülmeyi gerektiren önemli bir etken olmadıkça onların karşısında kahkaha ile gülmemek.
* Sofrada onlardan önce yemeğe başlamamak.
* Anne ve baba huzurunda ayakları uzatmamak, derli toplu oturmak.
* Onların önünden yürümemek, onlardan önce bir eve veya işyerine girmemek.
* Çağırdıkları zaman edeple “Buyur” deyip, hemen yanlarına gitmek.
* Anne ve baba hayatta iken de, vefat ettikten sonra da onların dostlarına saygılı olmak.
* Anne ve babasına kötülük eden kimselerle arkadaşlık yapmamak.
* Onlar için sık sık, özellikle vefatlarından sonra dua etmek. Çünkü
Salih evladın ölen anne ve babasına yaptığı dualar kabul olur.
Onlara şu şekilde dua edilmesi güzel olur:
“Ey Rabbim! Anne babam beni küçükken nasıl terbiye ettiler, besleyip
büyüttülerse, sen de onlara merhamet et, geniş rahmetine kavuştur!”

Dipnotlar:
1– İsra Suresi 23–24
2– Mecmaul Adab
3– Beyhaki, İhya
4– Taberani; Terğib ve Terhib, Birr:21
5– Taberani, İhya
6– Mecmaul Adab
7– Mecmaul Adab






[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Hadislerle Anne- Baba Hakki







Anne-babaya öf bile demeyelim…


Hz. Ebu’d-Derdâ’nın (ra), şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Ben
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu
işittim: “Anne-baba, Cennet’in orta kapısıdır. Artık sen o kapıyı ister
zayi et, ister muhafaza et.” (Tirmizî, Birr, 3)

Rabbimiz bizi şöyle ikaz ediyor: “Rabb’in şöyle
buyurdu:ALLAH’tan başkasına ibadet etmeyin. Anneye ve babaya güzel
muamele edin. Şayet onlardan her ikisi veya birisi yaşlanmış olarak
senin yanında bulunursa sakın onlara hizmetten yüksünme, “öff!” bile
deme, onları azarlama, onlara tatlı ve gönül alıcı sözler söyle.
Şefkatle, tevazu ile onlara kol kanat ger ve şöyle dua et: “Yâ Rabbi,
onlar küçüklüğümde nasıl beni ihtimamla yetiştirdilerse, ona mükâfat
olarak Sen de onlara merhamet buyur!” (İsrâ Sûresi, 17/23-24)



En çok kim hak sahibidir?
Efendimiz’in hadislerine baktığımızda anne hakkının baba hakkından üç misli fazla olduğunu öğreniyoruz.
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Bir adam gelerek: “Ey ALLAH’ın
Resulü! İyi davranıp hoş sohbette bulunmama en çok kim hak sahibidir?”
diye sordu. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam): “Annen!” diye cevap
verdi. Adam: “Sonra kim?” dedi, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam)
“Annen!” diye cevap verdi. Adam tekrar: “Sonra kim?” dedi Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselam) yine: “Annen!” diye cevap verdi. Adam tekrar
sordu: “Sonra kim?” Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam) bu dördüncüyü:
“Baban!” diye cevapladı.” Buhârî, Edeb 2; Müslim, Birr 1)




Abdullah İbn Amr İbn’l-Âs (radıyallahu anh) anlatıyor:
Bir adam: “Ey ALLAH ’ın Resulü
benim malım ve bir de çocuğum var. Babam malımı almak istiyor. (Ne
yapayım?)” diye sordu, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam): “Sen ve
malın babana aitsiniz. Şunu bilin ki, evladlarınız kazançlarınızın en
temizlerindendir. Öyle ise evladlarınızın kazançlarından yiyin” buyurdu.
(Ebu Dâvud, Büyû’ 79; İbn Mâce, Ticârât 64.)

Cennet onların ayağı altındadır
Muâviye ibn Câhime’nin anlattığına göre; Câhime (radıyallahu
anh) Hz Peygamber’e ve (aleyhissalâtu vesselam) gelir ve: “Ey ALLAH ’ın
Resulü, ben gazveye (cihad) katılmak istiyorum, bu konuda sizinle
istişare etmeye geldim” der. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselam): “Annen
var mı?” diye sorar. “Evet” deyince, “Öyleyse ondan ayrılma zira Cennet
onun ayağının altındadır” buyurur. (Nesâî, Cihad 6.)

Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: “Hz. Peygamber (sas) bir gün:
“Burnu sürtülsün, burnu sürtülsün, burnu sürtülsün” dedi. “Kimin burnu
sürtülsün ey ALLAH’ın Resulü?” diye sorulunca şöyle buyurdu:
“Ebeveyninden her ikisinin veya sâdece birinin yaşlılığına ulaştığı
halde (rızasını alıp da) Cennet’e giremeyenin.” (Müslim, Birr 9)

Esma Bintu Ebî Bekr (r. anhâ) anlatıyor: Henüz müşrik olan
annem yanıma geldi. Hz. Peygamber’den (sas) sorarak: “Annem geldi,
görüşüp konuşmayı arzu ediyor, anneme iyi davranayım mı?” dedim. “Evet”
dedi, “Ona gereken hürmeti göster.” (Buhârî, Hibe 28, Edeb [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

İbn Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir adam Resûlullah’a
(aleyhissalâtu vesselam) gelerek: “Ben büyük bir günah işledim, buna
tevbe imkanım var mı?” dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam):
“Annen var mı?” diye sordu. Adam: “Hayır yok” dedi. “Peki teyzen de mi
yok?” dedi. Adam: “Evet, var” deyince Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselam): “Öyle ise ona iyilik yap! Teyze anne makamındadır.” diye
emretti,” (Tirmizî, Birr 6.)




Samimi niyet ve dua

Ebû Hüreyre rivayet ediyor: ‘Sizden önce geçenlerden üç kişi
çocuklarının geçimini sağlamak için yola koyuldular. O sırada yağmura
tutuldular. Bunun üzerine bir mağaraya sığındılar.

Daha sonra bir kaya parçası düşerek mağaranın ağzını kapattı. Aralarında şöyle konuştular:
“Mahvolduk, taş düştü. Bunun sebebini yalnız ALLAH
bilir. Yaptığımız en güzel davranışları dile getirerek ALLAH ’a dua
etmekten başka çaremiz yoktur. İçlerinden biri anlatmaya başladı:

”ALLAH “’ım, hoşuma giden bir kadın vardı. Ona sahip olmak
istedim. Fakat o kabul etmedi. Bunun üzerine bir miktar para verdim.
Kabul etti. Tam ona yaklaşacağım sırada vazgeçtim. Bilirsin ki, bundan
sırf senin rahmetini kazanmak, azabına uğramamak için uzaklaştım. Şu
kayayı bizden uzaklaştır.” deyince kaya parçası bir miktar açıldı.

Diğeri şöyle anlattı:
“Yâ Rabbi, bilirsin, benim çok yaşlı anne-babam vardı. Onlara
akşam sütünü içirmeden ne çocuklarıma ne de başkalarına bir şey
içirmezdim. Bir gün odun toplamak için uzağa gittim. Döndüğümde onlar
uyumuştu. Akşam sütlerini hazırladım, fakat onlar uykudaydı. Onlar
içmeden önce çocuklarımla birlikte akşam süt içmeyi uygun bulmadım.
Onlar uyanıncaya kadar süt kabı elimde olduğu halde bekledim. Sonunda
sabah oldu, uyandılar ve sütlerini içtiler. ALLAH’ım, eğer bunu sırf
Senin rızanı kazanmak için yapmışsam su kayayı buradan uzaklaştır.”
dedi.

Bunun üzerine kaya parçası biraz daha açıldı. Fakat çıkılacak gibi değildi.
Sonra bir diğeri şöyle anlattı:
“ ALLAH ’ım, bilirsin bir gün bir işçi tutmuştum. Yarım gün
çalıştı. Ücretini verdim. Kızarak ücretini almadı. Çekip gitti. Ben de
her çeşit maldan onun hesabına çoğalttım. Bir zaman sonra ücretini
almaya geldi. Ben de; ‘Şu gördüklerinin hepsini al, tamamı senindir,
dedim. İstesem yalnız önceki ücretini verir, diğerlerini vermezdim.
ALLAH ’ım bilirsin ki, bunu sırf senin rahmetini umduğum, azabından
korktuğum için yaptım. Şu kayayı buradan uzaklaştır” dedi. Kaya parçası
bütünüyle kalktı. Onlar da çıkıp yola koyuldular.’


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Musa a.s ve Cennetteki Arkadaşı
Hz. Musa Aleyhisselâm, bir gün münacatları esnasında «Ya
Rabbî! Cennette benim arkadaşım kimdir, bana göster.» diye iltica eder.
Hak Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri:

- Ya Musa! Filan şehirde, filan çarşıda ve şu şemail ve isimde bir kasap vardır. O kimsedir, diye ilham eyler.
Hz. Musa Aleyhisselâm hemen hareket eder ve o kasabı bulur.
Dükkânının karşı tarafında, bir miktar seyrederek ahvaline vâkıf olmak
üzere oturur. Görür ki gayet gaddar ve zalim bir kimsedir. Sattığını hep
eksik tartmaktadır. Hz. Musa’nın hatırına, bu kimse bana nasıl arkadaş
olabilir, her halde o başka bir kimse olması lâzımdır, diye gelir. Tam o
esnada Hz. Cebrail gelerek, o kimsenin olduğunu haber verir.

Hz. Musa Aleyhisselâm akşama kadar dükkânın önünde oturur ve
akşam olunca, kasap bir miktar et alarak elindeki zembiline koyar ve
evine gitmek üzere iken, Hz. Musa: «Ya kasap, beni misafir kabul eder
misin? diye sorar. Kasap da «Buyurun, sizin gibi muhabbetli misafiri
asla görmedim. Bu gece hizmetinizle şerefleneyim.» der ve beraberce
giderler. Hemen Hz. Musa Aleyhisselâmm önüne yemekler ko-yar ve «Ey
mübarek zat isterseniz siz yeyin. Şayet beraber yiyelim derseniz, bir
miktar beklemeniz lâzım gelecek. Zira benim çok mühim bir işim vardır,
müsâdenizle onu yerine getireyim.» der. Ve getirmiş olduğu eti iyice
pişirip, evin köşesinde asılı bir zembıM aşağıya indirir. İçinden son
derece küçük ve zayıf bir kadın çıkarır. O’nun ağzına yavaş yavaş eti
verir. Karnını doyurduktan sonra altını da temizler ve tekrar yerine
asarak Hz. Musa Aleyhisselâmın yanına gelir. Özür dileyerek birlikte
yemek yemeye başlarlar.

Kadına yemek yedirirken kadının dudakları bir kaç defa
hareket etmiş ve konuşur gibi olmuş. Bu hali Hz. Musa Aleyhisselâm
farketmiş olduğu için o kimseye:

- Ey kişi, bu senin annen midir?
-Evet, annemdir. Çok ihtiyar ve mecalsizdir. Her gün böylece dükkândan geldiğim zaman hizmet ederim.
- Yemek yedirirken dudakları kıpırdadı. Sözü anlaşılır mı?
- Evet anlaşılır. Her ne zaman, karnını doyurup hizmetini
yaptığımda «Ya Rabbî, bu oğlumu cennette Musa’ya arkadaş eyle.» diye dua
eder.

- Ey kimse! Sana müjdeler olsun kî, annenin duası dergah-ı
izzette kabul oldu. Musa benim, der ve ilham-ı ilâhî ile oraya geldiğini
söyler.

O kimse de çok sevinir ve bütün günahlarına tevbe ve istiğfar ederek ibadet ile meşgul olmaya başlar.
Böylece annesine yapmış olduğu hizmet sebebi ile, salihler zümresine dahil olur.





██████████████████████████████████████████████████████████████████


sonsuzluk38
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 590
Kayıt tarihi : 13/05/09
Yaş : 46

puan
yeni oyun yeni oyun:
100/100  (100/100)
puan puan:
30/30  (30/30)
oyun zar atmaca: 30

http://turkforumtr.turkforumpro.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: ANA – BABA HAKKI’ Anne Babaya ihsan…Ana Babaya iyilik…

Mesaj tarafından sonsuzluk38 Bir Salı Ağus. 17, 2010 10:06 am

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Ebû
Hureyre (ra) şöyle anlatıyor: “Müşrike olan annemi İslâm’a çağırıyordum.
Bir gün yine böyle davetimi yenilediğimde Peygamber Efendimiz hakkında
hoşlanmadığım şeyler söyledi. Allah Resûlü’nün yanına geldim,
ağlıyordum.
‘Yâ Resûlallah’ dedim, annemi İslâm’a davet ediyordum; yanaşmıyordu.
Bugün de davet ettim. Senin aleyhinde hoşlanmadığım şeyler söyledi.
Allah’a dua et, “Ebû Hureyre’nin annesine hidâyet versin.” dedim. Allah
Resulü de,

- Allah’ım! Ebû Hureyre’nin anasını hidâyete erdir, diye dua buyurdu.
Sevinerek dışarı çıktım. Eve varıp kapıya yaklaşınca, baktım
kapı kapalı. Annem ayak seslerimi duymuştu. “Ebû Hureyre, yerinde dur”
dedi. Biraz sonra annem elbisesini giymiş, başını da örtmüş olarak
kapıyı açtı ve: “Ebû Hureyre, şehâdet ediyorum ki Allah’tan başka
ibadete lâyık bir ilâh yoktur. Şehâdet ediyorum ki Muhammed, Allah’ın
elçisidir.” dedi.

Koşarak Peygamberimiz’in yanına vardım. Daha önce kederimden
ağladığım gibi sevincimden ağlıyordum. “Müjde, Yâ Rasûlallah, Allah
duanı kabul etti; Ebû Hureyre’nin annesini İslâm’a hidâyet buyurdu.”
dedim. Sonra, “Yâ Rasûlallah, Allah’a dua et de, beni ve annemi,
erkek-kadın bütün müminlere sevdirsin.” ricasında bulundum. O da:
“İlâhî! Bu kulcağızını ve anasını erkek-kadın her mümine sevdir.” diye
dua buyurdu. İşte, bunun için adımı duyan erkek-kadın her mümin beni
sever.” (Kandehlevî, Hayatu’s-Sahabe, 1/175-17

Ana Duası

Musâ peygamber, Tûr Dağı;nda Allah u Tealâ ile konuşma
şerefine erdikten sonra:Yâ Rabbi, benim Cennet;teki komşularım
kimlerdir, bazılarını bildirir misin? diye bir istekte bulunmuştu.


Allah, Musâ peygambere: Senin Cennet`teki komşularından biri, falan
yerde yaşayan bir kasaptır. Görmek istersen, dükkânı falan yerdedir.
Git, bir gece kendisine misafir ol,buyurdu.
Musâ Peygamber, bu kasabın nasıl bir iyilik işleyerek kendine Cennet`te
komşu olmayı hak ettiğini düşündü. Bu merakla, onun bulunduğu bölgeye
doğru yola çıktı. Nihayet kasabı bularak ” Ey Allah’ın kulu, bu gece
sana misafir olmak istiyorum, kabul eder misin ” dedi.


Kasap: Hay hay! Allah`in misafirlerine, kapım daima açıktır, akşam olsun da eve birlikte gidelim, dedi.
Akşam olunca, kasap elindeki sepetin içini yiyeceklerle doldurdu. Birlikte evin yolunu tuttular.

Eve gelince kasap:
Bana müsaade buyurun, evvela şu salıncakta, değerli bir misafirim daha
vardır. Onun hatırını sorup ihtiyaçlarını karşılayayım, sonra sizinle
ilgilenirim, dedi. Odanın bir köşesinde asılı duran salıncaktan yaşlı
bir kadın çıkardı. Altını temizledi, elbisesini değiştirdi. Adeta bir
iskeletten ibaret kalmış ihtiyarın bütün hizmetini görüp, yemeğini
yedirdikten sonra, tekrar yerine yatırdı. O sırada İhtiyar kadının
anlaşılır anlaşılmaz bir şeyler söylendiği duyuldu. Kasap da bu sözlere ”
âmin “dedi.
Musâ peygamber sordu:Bu kimdir ki, kendisine bu kadar özenle hizmet ediyorsun?
Kasap: Bu benim anamdır. Vaktiyle benim bütün zahmet ve sıkıntılarıma
katlanmış vefakâr bir kadındır. Şimdi ben de kendisine evlâtlık görevimi
yapmaya çalışmaktayım.


Peki, hizmetinin sonunda bir şeyler söyledi, sen de âmin, dedin; ne dedi ki?
” Annem, hizmetlerimden çok memnun kaldığı için, bana her gün, Oğlum,
Cennette Musâ Peygambere komşu olasın ” diye dua eder , ben de âmin
derim. Bu olacak iş mi? Musâ Peygamber kim, ben kim? Ben onun yanına
bile yaklaşabilir miyim hiç?


Bu esnada kendisini tanıtan Musâ Peygamber: ” Müjdeler olsun sana, dedi ”
Ben Musâ Peygamber`im. Cennette senin bana komşu olacağını Allah haber
verdiği için, komşumu görmek üzere buraya gelmiştim. Anana hizmetten
sakın geri kalma,; diyerek oradan ayrıldı.




██████████████████████████████████████████████████████████████████


sonsuzluk38
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 590
Kayıt tarihi : 13/05/09
Yaş : 46

puan
yeni oyun yeni oyun:
100/100  (100/100)
puan puan:
30/30  (30/30)
oyun zar atmaca: 30

http://turkforumtr.turkforumpro.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: ANA – BABA HAKKI’ Anne Babaya ihsan…Ana Babaya iyilik…

Mesaj tarafından sonsuzluk38 Bir Salı Ağus. 17, 2010 10:06 am

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
ANA – BABA HAKKI
Ana-babaya iyilik ve ihsan evlât üzerine farzdır, onlara isyan etmek haramdır. Hadîs-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Cennet kokusu beşyüz yıllık mesafeden duyulur Ana-babasını Üzenler ve sılâ-l rahmi terk edenler.bunu duyamaz.) [Taberânî]
(Ömrünün uzun, rızkının bereketli olmasını istiyen, ana-babasına iyilik etsin, sıla-ı rahmde bulunsun!) [İ. Ahmed]
[Sılâ-i rahm, ana-baba ve yakın akrabayı ziyaret etmek demektir.}
(Hanımını anasından Üstün tutana Allah la’net etsin!) [M. Cinan]
(Allah indinde en faziletli amel, vaktinde kılınan namazdır, sonra ana-babaya iyiliktir.) [Müslim]
(Ana-babasından biri hayatta olup da, onun rızâsını almıyan, onu küstüren, Cehenneme girmeye müstehak olur.)

Eshâb-ı kiramdan biri Ya Resûlallah, ana-baba, evlâtlarına
zulmetseler de rızâlarını alamıyan yine Cehenneme gider mi?) diye
sorunca, Peygamber aleyhisselâm, üç defa (Evet zulmetseler de…) buyurdu
(Beyhekî)
Şu hâlde ana-baba zâlim olup, evlâda zulmetseler de, günah işlemeyi
emretseler de, yine onları üzmemeye, küstürmemeye çalışmalıdır! Günah
olan emirleri yapılmaz ama, yine de onları üzücü söz söylemek caiz
olmaz. Ana-baba kötü bile olsa, yine onlarla iyi geçinmelidir!
Ziyaretlerini terk etmek büyük günahtır. Hiç olmazsa, selâm göndererek,
tatlı mektup yazarak, telefon ederek, bu günahtan kurtulmalıdır!

Çocuğun da ana-baba üzerinde hakları
1- Evlâdın annesini iyi yerden almalıdır! Ya’nî çocuğun annesi olacak
kız,sâliha ve iyi bir aileden olmalıdır! ileride, çocuk, annesiyle
kötülenmemelidir!
2- Çocuğa iyi isim koymalıdır! Hadîs-i şerifte buyuruldu ki:(Üç oğlu
olup da, birine benim adımı vermlyen, cahillik etmiş olur.) [Taberânî]
Ahmed, Mehmed, Mahmûd gibi Peygamber efendimizin isimlerini koymalıdır!
Çünkü Allahü teâlâ, (Hatibimin-isminde olan müslümana azâb etmeye haya
ederim.) buyurdu.
3- Çocuğuna Kur’ân-ı kerîmi öğretmelidir!
4- Çocukları helâl lokma ile beslemelidir! Böyle yapmazsa, haram
gıdaların,yemeklerin te’sîri, çocuğun özüne işler çocukta uygunsuz
işlerin meydana
gelmesine sebep olur. Hadîs-i şerifte,(Yiyip içtikleriniz helâl, temiz
olsun!Çocuklarınız, bunlardan hâsıl olmaktadır.) buyuruldu.
5- Çocuğu yedi yaşından itibâren namaz kılmaya alıştırmalıdır!
6- Çocuğuna ilim öğretmelidir!Dünya ve âhırette kurtuluş ilimledir
7- Çocuklara iyilik etmelidir! Hadîs-i Şeriflerde buyuruldu
ki:(Evlâdınıza ikram edin, ana-babanın sizde hakkı olduğu gibi,
evlâdınızın da sizde hakkı vardır.) [Taberânî](Hediye verirken
çocuklarınızın arasında eşitliğe riâyet edin!) [Taberânî]
8- Çocuğu güzel terbiye etmelidir!Hadîs-i şeriflerde buyuruldu
ki:(Çocuğu güzel terbiye etmek, evlâdın baba üzerindeki haklanndandır.)
[Beyhekî]
(Hepiniz, bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi,
siz de evinizde ve emriniz altında olanları Cehennemden korumalısınız!
Onlara müslümanlığı öğretmelisiniz! öğretmezseniz, mes’ûl olursunuz.)
[Müslim]

██████████████████████████████████████████████████████████████████


sonsuzluk38
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 590
Kayıt tarihi : 13/05/09
Yaş : 46

puan
yeni oyun yeni oyun:
100/100  (100/100)
puan puan:
30/30  (30/30)
oyun zar atmaca: 30

http://turkforumtr.turkforumpro.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: ANA – BABA HAKKI’ Anne Babaya ihsan…Ana Babaya iyilik…

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz